|
İman
ve Küfür Muvazeneleri - s.2246 |
[Yirmi
Altıncı Sözden]
Eğer dese: Kader bizi böyle bağlamış,
hürriyetimizi selb etmiştir...[1]
ba
[Tılsım-ı kâinatı keşfeden, Kur'ân-ı Hakîmin
mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz'den]
Birinci
Maksat [2]
ba
[Otuz İkinci Sözden]
İkinci
Noktanın İkinci Mebhası [3]
ba
BİRİNCİ LEM'A [4]
ba
[On Yedinci Lem'adan]
BEŞİNCİ
NOTA [5]
ba
YİRMİ DÖRDÜNCÜ LEM'A
Tesettür
hakkındadır [6]
ba
[Birinci Mektup'tan]
Dördüncü
Sual [7]
ba
[Dokuzuncu Mektuptan]
SALİSEN: Görüyorum ki... [8]
ba
[Yirmi Dokuzuncu Mektuptan]
Beşinci
Risale Olan Beşinci Kısım [9]
ba
Bir zaman Eskişehir hapishanesinin
penceresinde oturmuştum. Karşısında bulunan Lise mektebinin büyük kızları onun
avlusunda gülerek raks ederken, onları, o dünya cennetinde cehennem hûrileri
hükmünde gördüm. Fakat, birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü.
Onların gülmeleri, elîm ağlamaları sûretini aldı. Ondan bu gelen hakikat
inkişaf etti. Yani, elli sene sonraki hallerini mânevî ve hayalî bir sinema ile
gördüm ki: O gülen altmış kızdan ellisi kabirde azap çekiyorlar, toprak
olmuşlar. Ve on tanesi, yetmiş yaşında çirkinleşmiş, herkesin nazar-ı nefretini
celbediyorlar. Ben de onlara ağladım.
Fitne-i âhirzamanın mahiyeti bana göründü ki,
o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor.
İhtiyarı selbedip, pervane gibi sefahet ateşine atıyor. Ve bir dakika hayat-ı
dünyeviyeyi, senelerle hayat-ı bâkiyeye tercih ettiriyor.
Ben birgün sokağa bakarken, o fitnenin
tesirli bir nümûnesini hissettim. Gençlere çok acıdım. Dedim: "Bu
biçareler kendilerini, bu mıknatıs gibi cezbedici fitnenin ateşinden
kurtaramazlar" diye düşünürken; birden, o fitneyi ateşlendiren ve tâlim
eden irtidatkâr bir şahs-ı mânevî önümde tecessüm etti. Ben de ona ve ondan
ders alan mülhidlere dedim:
Ey Cehennem hûrileri ile zevklenmek yolunda
dinini feda eden ve sefihâne dalâleti severek irtikâb eden ve hevesat-ı nefsiye
lezzeti yolunda dinsizliği ve ilhadı kabul eden ve hayatı perestiş edip ölümden
şiddetli korkan ve kabri hatırına getirmek istemeyen ve irtidada yüz tutan
bedbaht! Kat'iyen bil ki: Dinsizlik cihetiyle senin bu koca dünyan; bu saatten
evvel ve bu dakikadan sonra, bilumum senin bu kâinatın ve mâzi ve müstakbelin
ve geçmiş nev'in ve cinsin ve gelecek mahlûklar ve nesiller ve gitmiş dünyalar
ve milletler ve gelen insanlar ve tâifeler tamamen ölüdürler. İşte, insaniyet
ve akıl cihetiyle alâkadar olduğun bütün o seyyar dünyalar ve seyyal kâinatlar,
mütemadiyen senin dalâletin sûretiyle, senin başına dünya dolusu dehşetli ve
hadsiz ölümlerin şiddetli elemlerini yağdırıyor. Senin şuurun varsa, kalbini
yakıyor. Ruhun varsa, yandırıyor. Aklın sönmemiş ise, gamlar içinde boğuyor.
Eğer bir saatçık sarhoşça sefahetin ve pis lezzetin bu nihayetsiz gamlara,
hüzünlere, elemlere mukabil gelebilirse o sefahette kal. Yoksa aklını başına
al! O mânevî Cehennemden kurtulmak ve imanın bu dünyada dahi temin ettiği bir
mânevî Cennete girmek ve saadet-i hayatiyeyi tatmak için Kur'ân'ın dersini
dinle. Cüz'i, fâni bir dakika lezzeti; küllî, bâki, dâimî, imanî [10]
lezzetler ile mübadele et...
[10] Evet iman, bu dünyada dahi cennet lezaizini mânen
verebilir. Yüzer lezzetli ışıklarından bu tek faydasına bak. Nasıl ki, senin
gayet sevdiğin bir zâtı bir tehlikede ölüyorken gördüğün dakikasında, Hekim-i
Lokman ve Hızır gibi bir doktor geldi, birden dirildi. Ne kadar sevinç
hissediyorsun. Öyle de, sen, sevdiğin ve alâkadar olduğun ölmüşlerin adedince
sevinçleri, sürurları iman veriyor. Çünkü, mâzi mezaristanında milyonlarca
sence mahbup zâtlar; mahvdan ve ölümden, birden iman nuruyla senin karşında
diriliyorlar. "Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz" deyip hayat buluyorlar.
O hadsiz firaklardan gelen hadsiz elemler yerine, visâl ve hayat bulmalarından
nihayetsiz lezzetler ve sevinçler, iman noktasından bu dünyada dahi geldiğini
gösteriyor ki, "İman öyle bir çekirdektir ki, ehl-i imana Cenneti bütün
lezaiz ve mehâsiniyle sümbül veriyor ve verecektir."