|
Tarihçe-i
Hayat - İlk Hayatı - s.2139 |
Abbasîleri müteakiben âlem-i İslâm içinde
İslâmî idareyi ele alan Türklerin bin senelik muazzam idaresinden ve hilâfet
sürmelerinden sonra, bütün dünyayı dehşete veren bir harb-i umumî meydana
gelmiş, Osmanlı Devleti inkıraz bulmuş, İslâmın ebedî düşmanları merkez-i
hükûmeti istilâ ederek, Müslümanlığın mahvolduğu kanaatine varmışlardı. İşte,
Bediüzzaman, İlâhî kudretin tecellîsiyle ve ihsanıyla, böyle en elzem bir
vakitte, dine revaç verebilecek bir teşekkülün zuhuru dolayısıyla ve kendisi de
beraber çalışmak ümidiyle Ankara'ya gelmişti. Avn-i İlâhî ve mucize-i
Peygamberî ile düşman taarruzlarını def eden ve milletin idaresinin başına
geçen yeni hükûmet-i Cumhuriyede, doğrudan doğruya Kur'ân'a istinad eden ve
âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad yapacak ve İslâmiyetin hakikatinde
mevcut kuvve-i ulviye ile maddî ve mânevî medeniyeti meydana getirecek bir
niyet ve gayeyi bulundurmak ve aşılamak üzere Mecliste çalışıyordu. Fakat pek
kuvvetli maniler karşısına çıktı.
Âlem-i İslâmı alâkadar eden ve bin üç yüz
yıllık ümmetin, dehşetli tehlikesinden istiaze ettiği (Allah'a sığındığı) bir
zamanın ve fitneyi ateşlendireceklerin kimler olduğunu anlamış bulunuyordu.
Birgün riyaset odasında, M. Kemal Paşa ile iki saat kadar konuştular. İslâm ve
Türk düşmanlarının arasında nam kazanmak emeliyle şeair-i İslâmiyeyi tahrip
etmenin bu millet ve vatan ve âlem-i İslâm hakkında büyük zarar tevlid
edeceğini; eğer bir inkılâp yapmak icap ediyorsa, doğrudan doğruya İslâmiyete
müteveccihen Kur'ân'ın kudsî kanun-u esasî noktasından yapmak lâzım geldiği
mealinde ihtarlarda bulunur ve şu temsili ders verir.[1]
ba
M. Kemal Paşa itiraz ile içindeki niyet ve
hâlet-i ruhiyesini ifadeyle Bediüzzaman'ı kendine çekmek ve nüfuzundan istifade
etmek ister. Ve Bediüzzaman'a meb'usluk, hem Darü'l-Hikmetteki eski vazifesini,
hem şarkta Şeyh Sünûsî'nin yerine vaiz-i umumî, hem bir köşk tahsisi gibi
teklifler yapar.
Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı
âhirzamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul'da
tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının
âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine, gelen rivayetlerden,
onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbü'l-Kur'ân hakkında, "O
zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak
mânevî kılıç hükmünde i'câz-ı Kur'ân'ın nurlarıyla mukabele edilebilir"
tavsiyesine müracaatla, Ankara'da teşrik-i mesai edemeyeceği için, kendisine
tevdi edilmek istenen meb'usluk, Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye gibi Diyanetteki
azalığı, hem vilâyât-ı şarkiye vaiz-i umumiliği tekliflerini kabul etmez.
Kendisini fikrinden vazgeçirmek için çalışan ve Ankara'dan ayrılmamasını rica
için istasyona kadar gelen bir kısım meb'usların da arzularına uyamayacağını
bildirerek Ankara'dan ayrılır, Van'a gider. Ve orada hayat-ı içtimaiyeden
uzaklaşarak Erek Dağı eteğinde, Zernabad Suyu başında bir mağaracıkta idame-i
hayat etmeye başlar.
ba
Ankara'daki hayatına dair Risale-i
Nur'dan bir iki parça
(Yirmi
Üçüncü Lem'a "Tabiat Risalesi"nden)[2]
ba