|
Tarihçe-i
Hayat - İlk Hayatı - s.2137 |
"Neden başka kitaplara
bakmıyorsun?" denildiğinde," buyururlardı ki:
"Herşeyden zihnimi tecrid ile Kur'ân'dan
fehmediyorum."
Eserlerden nakletse de, bazı mühim gördüğü
mesaili, tağyir etmeden alırdı.
"Niçin aynen böyle tekrar
ediyorsun?" diye sorulduğunda,
"Hakikat usandırmaz. Libası değiştirmek
istemem" buyururdu.
Yukarıda bir nebze zikredilmişti ki,
Bediüzzaman, hakaik-i Kur'âniyeyeHAŞİYE ait on iki
telifatını tab ettirmişti. Bu eserlerden üç-dördü Türkçe olup, mütebakisi
Arabîdirler. Bu zamana kadar hiçbir kitapta emsali bulunmayan bir tarz-ı beyan
ve ifadeyle hakikatleri ispat ediyorlar.
ba
Dârü'l-Hikmet'te bulunduğu zamanlarda
geçirdiği bir inkılâb-ı ruhîyi, bilâhare neşretiği bir eserinde şöyle beyan
ediyor:[1]
ba
"Harb-i Umumîde mağlûbiyetimizden dolayı
fazla müteessir olduğunuzu görüyoruz" diyenlere cevaben,
"Ben kendi elemlerime tahammül ettim;
fakat, ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâma
indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar
ezildim. Fakat bir ışık görüyorum ki, o elemlerimi unutturacak inşaallah"
diyerek tebessüm eylerdi.
İstanbul'da en büyük ve en ehemmiyetli ve
tesirli hizmet-i vataniye ve milliyesinden birisi de Hutuvât-ı Sitte
adlı eseriyle gaddar zalimlerin yüzlerine tükürüp, izzet-i diniyeyi ve şeref-i
İslâmiyeyi muhafaza etmesidir. İstanbul'un yabancılar tarafından işgali
sıralarında, İngiliz Anglikan Kilisesinin, Meşihat-i İslâmiyeden sorduğu altı
sualine, altı tükürük mânâsında verdiği mâkul ve sert cevapları, onun derece-i
cesaret ve kemalât ve şecaatını fiilen göstermektedir. Hutuvât-ı Sitte'yi
neşrettiği zaman, Çanakkale'de muharebe oluyordu. İstanbul'un işgalini müteakip
İngiliz Başkumandanına bu eser gösterilir ve Bediüzzaman'ın bütün kuvvetiyle
aleyhte bulunduğu kendisine ihbar edilir. O cebbar kumandan, idam kararıyla
vücudunu ortadan kaldırmak istediyse de, fakat kendisine, Bediüzzaman idam edilirse
bütün Şarkî Anadolu İngiliz'e ebediyen adâvet edeceği ve aşiretler her ne
pahasına olursa olsun isyan edecekleri söylenmesi üzerine birşey yapamaz.
İstanbul'da, İngilizler desiseleriyle
Şeyhülislâmı ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmeye çalışmalarına mukabil,
Bediüzzaman, Hutuvât-ı Sitte adlı eseri ve İstanbul'daki faaliyetiyle
İngilizin, âlem-i İslâm ve Türkler aleyhindeki müstemlekecilik siyasetini ve
entrikalarını, tarihî düşmanlığını etrafa neşrederek, Anadolu'daki Millî
Kurtuluş Hareketini desteklemiş, bu hususta en büyük âmillerden birisi olmuştu.
Bu hizmetine dair kendi ifadesinden bir
parça:
"Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul
Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul'u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en
büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından,
Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman,
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyenin âzâsı idim. Bana dediler: 'Bir cevap ver. Onlar,
altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.' Ben dedim: 'Altı yüz kelimeyle
değil, altı kelimeyle değil, hattâ bir kelimeyle değil, belki bir tükürükle
cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı
dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek
lâzım geliyor... Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!' demiştim."
ba
İstanbul'daki bu çok ehemmiyetli ve
muvaffakiyetli hizmetinden Türk milletine pek ziyade menfaatler husule
geldiğini müşahede eden Ankara hükûmeti, Bediüzzaman'ın kıymet ve ehemmiyetini
takdir ederek Ankara'ya davet ederler. M. Kemal Paşa, şifreyle davet etmişse
de, cevaben,
"Ben, tehlikeli yerde mücahede etmek
istiyorum. Siper arkasında mücahede etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade
burayı daha tehlikeli görüyorum" demiştir.
Üç defa şifreyle davet ediliyor. Eski Van
Valisi, dostu meb'us Tahsin Bey vasıtasıyla davet edildiği için, nihayet karar
verir ve Ankara'ya gelir. Ankara'da alkışlarla karşılanır. Fakat ümit ettiği
muhiti bulamaz. Kendisi, Hacı Bayram civarında ikamet eder. Meclis-i Meb'usanda
dine karşı gördüğü lâkaytlık ve garplılaşmak bahanesi altında Türk milletinin
kudsî mefahir-i tarihiyesi olan şeair-i İslâmiyeden bir soğukluk gördüğü için,
meb'usların ibadete,
HAŞİYE Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin İstanbul'da ve bir kısmını
bilâhare Ankara'da tab ile neşrettiği o zamanki eserleri, kırk sene sonra "Arabî
Mesnevî-i Nuriye" ismiyle birarada bir mecmua halinde neşredildi. İşte
bu Mesnevî-i Nuriye'nin mukaddemesinde bu eserler hakkında diyor:
(Haşiye'nin devamı için bkz. s. 1277-1278.)