|
Sikke-i
Tasdik-i Gaybî - s.2101 |
verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz
diyerek taaccüp ediyorlar.
İşte Üstadımız Bediüzzaman, uzun senelerden
beri: "Zındıklar Risalei'n-Nur'a dokunmasınlar ve şakirtlerine
ilişmesinler. Eğer dokunurlar ve ilişirlerse, yakından bekleyen felâketler
onları yüz defa pişman edecek!" diye Risalei'n-Nur ile haber verdiği
yüzler hâdisat içinde, işte zelzele eliyle doğruluğunu imza ederek gelen dört
hakikatlı felâket daha...
Cenab-ı Hak bize ve Risalei'n-Nur'a taarruz
edenlerin kalblerine iman ve başlarına hakikatı görecek akıl ihsan etsin, bizi
bu zindanlardan, onları da bu felâketlerden kurtarsın. Âmin.
Mevkuf
Hüsrev
ba
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Şimdiye kadar gizli münafıklar, Risale-i
Nur'a kanunla...[1]
ba
Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehadden
Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden...[2]
ba
Yirmi
Sekizinci Mektuptan Yedinci Mesele
Şu Mesele, Yedi İşarettir...[3]
ba
Mahrem
bir suale cevaptır
Şu sırr-ı inâyet...[4]
ba

Aziz, sıddık kardeşlerim,
Evvela geçen mübarek leyle-i Beratınızı ve
gelecek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ederiz. Bu sene, Berat Gecesini, Nurcular
hakkında çok bereketli ve kerametli olduğuna bir emaresini hayretle gördük.
Şöyle ki:
Ben, Berat gecesinden az evvel Asâ-yı Mûsâ
tashihiyle meşgul iken, bir güvercin pencereye geldi, bana baktı. Ben dedim:
"Müjde mi getirdin?" İçeriye girdi. Güya eskiden dost idik gibi hiç
ürkmedi, Asâ-yı Mûsâ üstüne çıktı, üç saat oturdu. Ekmek, pirinç verdim,
yemedi. Tâ akşama kaldı, sonra gitti. Tekrar geldi, tâ sabaha kadar yanımda
kaldı. Ben yatarken başıma geldi, Allahaısmarladık nev'inden başımı okşadı,
sonra uçtu, gitti. İkinci gün ben teessüf ederken yine geldi, bir gece daha
kaldı. Demek bu mübarek kuş, hem Asâ-yı Mûsâ, hem Beratımızı tebrik
etmek istedi.
Said
Nursî
ba

Evvela: Şimdi tam tahakkuk etti ki, zelzele, Risalei'n-Nur ile alakadardır.
Hüsrev'in, müdafaatımda yazılan dört zelzele meselesini tasdik eden bu geceki
şiddetli dört defa zelzele, bana ve Nurlara ve bu memlekete kat'î bir suikast
eseri olarak hükûmet içersinde hizmetçime bağararak bana tahkirkârane ihanet ve
şetmedip "Git ona söyle!" diyen ve kaymakamın emr-i cebrî ile
"Hasta da olsa buraya getiriniz" bekçilere ve jandarmalara emir veren
ve Afyon'un perde altındaki büyük memura dayanan Emirdağ zabıtası, hem Nur
şakirtlerinin şevklerine, hem Nurların burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli
sıkıntı vermesi, aynı vakitte böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin
gelmesi gösteriyor ki, Risale-i Nur bir vesile-i def-i belâdır; tatile
uğradıkça belâ fırsat bulup gelir.
Said
Nursî
ba
Zekâi'nin
bir manzumesi
Bu Nur eser, tefsîridir o semavî kitabın...[5]
ba
![]()
âyetinin veraset-i Ahmediye (a.s.m.)
cihetinde, mânâ-yı işarî noktasında, bu asırda o Rahmeten li'l-Âlemînin bir
aynası ve hakikat-i Kur'âniyenin bir hakikî tefsiri olan Risale-i Nur, o küllî
rahmetin bir cilvesi, bir nümunesi olmasından, hakikat-i Muhammediyenin
(a.s.m.) bir kısım evsafını, mânâyı mecâzî ile cüz'î bir vârisine verilebilir
diye, bu parlak kasideye ilişmedim.