|
Şuâlar
/ On Üçüncü Şuâ - s.1014 |
onların ölmüş reislerine ve suretine baş eğmemesiyle ve ilhad ve bid'alara taraftarlıklarını göstermemesiyle beraber, serbest bırakmamak ihtimalini de, hem Risale-i Nur'un tesettür perdesinden çıkıp gayet büyük ve umumî bir meselede kendi kendine merkezlerinde mübarezesi zamanında şakirtlerini arkasında bulmak ve kaçmamakla sarsılmaz ve mağlûp olmaz bir hakikata bağlandıklarını mütereddit ve mütehayyir ehl-i imana göstermesi gayet lüzumlu olduğunu dahi nazarınıza ve meşveretinize alınız. Sakın, sakın birbirinizin kusuruna bakmayın. Hiddet yerinde hürmet ediniz, itiraz yerinde yardım ediniz.
ba
Aziz, sıddık ve sadık kardeşlerim,
Ben, birkaç gündür bir duamı değiştirdim. Şimdiye kadar bazen yüz defa
tekrarla[1]
veya [2]
gibi dualarda [3]
cümlesinden [4]
kelimesini kaldırdım-tâ ki ruhsatla amele kendini mecbur bilen ve sıkıntının
verdiği evham ve me'yusiyet cihetiyle zâhirî inkâr ve çekinmekle azimet ve
sadakate muhalif hareket eden kardeşlerimiz o dualardan mahrum kalmasınlar.
ba

Aziz kardeşim Hâfız Ali,
Hastalığına merak etme. Cenâb-ı Hak şifa versin. Âmin. Hapiste herbir saat ibadet on iki saat ibadet yerinde bulunmasından, çok kârlısın. İlâç istersen, bir kısım dermanlar bende var, sana göndereyim. Zaten ortalıkta bir hafif hastalık var. Ben mahkemeye gittiğim gün, herhalde hasta oluyorum. Belki sen bana yardım etmek için, eski zamanda birbirinin bedeline hasta olması ve ölmesi gibi harika fedakârlık gösteren zatlar gibi, benim bir parça rahatsızlığımı aldın.
ba
Güzel ve tam yerinde bir
tâziyename
Aziz, sıddık kardeşlerim,
[5]
Ben hem kendimi, hem sizi, Risale-i Nur'u tâziye ve merhum Hâfız Ali'yi ve
Denizli Mezaristanını tebrik ediyorum. Meyve Risalesinin hakikatini ilmelyakîn
ile bilen bu kahraman kardeşimiz, aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak
için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda âlem-i ervahta seyahate
gitti ve tam vazifesini yapıp terhisle istirahate çekildi. Cenâb-ı
Erhamürrâhimîn, Risale-i Nur'un bütün yazılan ve okunan harfleri adedince
defter-i a'mâline hasenat yazdırsın. Âmin. Ve onların sayısınca onun ruhuna
rahmetler yağdırsın. Âmin. Ve kabrinde Kur'ân'ı, Risale-i Nur'u ona şirin ve
enis arkadaş eylesin. Âmin. Ve Nur fabrikasına onun yerine on kahramanı ihsan
edip çalıştırsın. Âmin, âmin, âmin.
Siz dahi benim gibi dualarınızda onu yâd ediniz. Bin lisan onun lisanı yerine istimal edip, o kaybettiği bir hayat ve bir dil yerinde mânevî bin hayat kazandı diye rahmet-i İlâhîden ümitvarız.
ba
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükür olsun ki; bu acip zamanda ve garip yerde, talebe-i ulûmun kıymetli şerefini ve ehemmiyetli hizmetlerini kazanmayı sizler vasıtasıyla bizlere de müyesser eyledi.
Ehl-i keşf-i kuburun müşahedesiyle, müteaddit vâkıatla, tahsil-i ulûm ânında vefat eden bazı müştak ve ciddî bir talebe-i ulûm, şehidler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor. Hattâ meşhur bir ehl-i keşf-i'l-kubur, vefat eden ve ilm-i sarf ve nahvi okuyan bir talebenin kabrinde Münker, Nekir'e nasıl cevap verecek diye murakabe etmiş. Ve müşahede edip işitmiş ki, melek-i suâl, ondan sordu. "Men Rabbûke? Senin Rabbin kimdir?" dediği zaman, o nahv dersiyle iştigal ederken vefat eden talebe, o meleğin cevabında demiş: "Men mübtedâdır, Rabbûke onun haberidir." Nahiv ilmince cevap vermiş, kendini medresede zannetmiş.
İşte bu vâkıaya muvafık olarak, ben merhum Hâfız Ali'yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur'la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm