|
Şuâlar
/ On Üçüncü Şuâ - s.1012 |
Cüz'î ve lüzumsuz bir âdi halimi size yazmak icap etti.
Kardeşlerim,
Benim kat'î kanaatim geldi ki, nazar, beni şiddetle müteessir ve hasta eder.
Çok defa tecrübe ettim. Ben ruh u canla size her vaziyette arkadaş olmak
istiyorum, fakat [1]
meşhur kaide ile nazar beni vurur. Çünkü bana bakan, ya şiddetli adâvetle veya
takdirle nazar eder. Bu iki nazar dahi, bazı insanların, bir hâsiyet-i isabet sırrıyla
bakmasında bulunur. Bunun için mümkün olsa, mecbur etmezlerse sizinle beraber
mahkemeye her vakit gelmemek niyet ettim.
ba


Aziz kardeşlerim,
Bu fecirde, birden bir fıkra ihtar edildi. Evet, ben de Hüsrev'in zelzele hakkında tafsilen yazdığı keramet-i Nuriyeyi tasdik ederim ve kanaatim de o merkezdedir. Çünkü Risale-i Nur ve şakirtlerine dört defa şiddetli taarruzların aynı zamanında dört defa dehşetli zelzelenin hücumu tam tamına tevafukları tesadüfî olmadığı gibi, Risale-i Nur'un iki merkez-i intişarı olan Isparta ve Kastamonu'nun sair yerlere nisbeten âfâttan mahfuz kalmaları ve Sûre-i Ve'l-Asr işaretiyle, âhirzamanın en büyük bir hasâret-i insaniyesi olan bu İkinci Harb-i Umumîden, çare-i necat ise iman ve amel-i salih olmasından, Risale-i Nur'un Anadolu'nun her tarafında iman-ı tahkikîyi neşri zamanına Anadolu'nun fevkalâde olarak bu hasâret-i azîme-i harbiyeden kurtulması tam tamına tevafuku dahi tesadüfî olamaz. Hem Risale-i Nur'un hizmetine zarar veren veya hizmette kusur edenlere aynı zamanında gelen şefkat veya hiddet tokatlarının yüzer vukuatları tam tamına tevafukları tesadüfî olmadığı gibi, Risale-i Nur'a hüsn-ü hizmet edenlerin hemen hemen bilâistisna maişetinde vüs'at ve bereket kalbinde meserret ve rahat görmelerinin binler hadiseleri dahi tesadüfî olamaz.
ba
Aziz, sıddık kardeşlerim,
[2]
ve
[3]
sırrıyla, Risale-i Nur'un en mahrem parçaları, en nâmahremlerin ellerine geçmek
ve en mütekebbirlerin başlarına vurmak ve en baştakilerin yanlışlarını
göstermek için "sırran tenevveret" perdesinden çıktı. Şimdiye kadar
mesele küçültülmek isteniyordu. Fakat nasılsa bildiler ki, mes'ele pek büyüktür
ve ehemmiyetle celb-i dikkat ise Risale-i Nur'un parlak fütuhatına ve
düşmanlarına da hayretle kendini okutmasına yol açar. Hattâ Eskişehir mahkemesindeki
çok müteredditleri ve mütehayyirleri ve muhtaçları tenvir edip kurtardı, o
zahmetimizi rahmete çevirdi. İnşaallah, bu defa daha geniş bir sahada daha çok
mahkemeler ve merkezlerde o kudsî hizmeti görecek. Evet, Risale-i Nur'un tarz-ı
beyanını gören, lâkayt kalamaz. Başka eserler gibi yalnız aklı ve kalbi değil,
belki nefsi de ve hissiyatı da musahhar eder.
Sizin tahliyeniz bu hakikate zarar vermez; fakat benim beraetim, zarardır. Umum âlem-i İslâmı alâkadar eden bir hakikatin hatırı için değil yalnız dünya hayatını, belki lüzum olsa uhrevî hayatımı ve saadetimi dahi ehl-i imanın Risale-i Nur ile saadetleri için feda etmeyi nefsim de kabul ediyor.
ba
Burada başı yazılmayan zelzele hadisesinin mâba'di Hüsrev'in
mektubunda:
Daha sonra başka bir gazetede, tamamlayıcı ve hayret verici şu malûmatları gördüm: "Zelzeleden evvel kediler, köpekler üçer beşer olarak toplanmışlar, sessiz olarak, düşünceli gibi alık alık birbirine bakarak bir müddet beraber oturmuşlar, sonra dağılmışlar. Gerek zelzele olurken ve gerekse olmadan evvel veya olduktan sonra bu hayvanlardan hiçbiri görülmemiş; kasabalardan uzaklaşarak kırlara gitmişler. Bir garibi de şudur ki: Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olan başımıza gelecek felâketleri lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz" diyerek taaccüp ediyorlar.
İşte Bediüzzaman'ın uzun senelerden beri "Zındıklar Risale-i Nur'a dokunmasınlar ve şakirtlerine ilişmesinler. Eğer dokunurlarsa ve ilişirlerse,
[1] "Göz değmesi, deveyi kazana, adamı mezara sokar." el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ: 2:76; el-Mağribî, Câmiu'ş-Şeml: 2:49; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr: Hadis no: 5748.
[2] Allah'ın, kullarını sevkettiği ve onlar için seçtiği her şeyde hayır vardır.
[3] "Bakarsınız, sizin hoşlanmadığınız birşey, hakkınızda hayırlı olur." Bakara Sûresi, 2:216.