|
Şuâlar
/ On Birinci Şuâ - s.983 |
Meselâ, başta
cümlesi,
bin üç yüz elli iki veya dört (1352-1354) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrî ile tevafuk
edip nev-i beşerde en geniş hırs ve hasetle ve Birinci Harbin sebebiyle vukua
gelmeye hazırlanan İkinci Harb-i Umumye işaret eder ve ümmet-i Muhammediyeye
(a.s.m.) mânen der: "Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz."
Ve bir mâna-yı remziyle, Kur'ân'nın hizmetkârlarından olan Risale-i Nur
şakirtlerine hususi bir iltifatla, onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir
şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm
bırakılmasına remzen haber verir, mânen "İstiâze ediniz" emreder gibi
bir remiz verir.
Hem meselâ
cümlesi
(şedde sayılmaz) bin üç yüz altmış bir (1361) ederek bu emsalsiz harbin
merhametsiz ve zâlimâne tahribatını Rûmî ve Hicrî tarihiyle parmak bastığı
gibi, aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur'ân'ın hizmetine çalışan Nur
şakirtlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir belâdan ve
Denizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla, bir mânâ-yı remzî ile onlara da
bakar, "Halkın şerrinden kendinizi koruyunuz" gizli bir îmâ ile der.
Hem meselâ
cümlesi
(şeddeler sayılmaz) bin üç yüz yirmi sekiz (1328), eğer şeddedeki lâm
sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (1358) adediyle bu umumî harpleri yapan ecnebî
gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur'ân lehindeki
neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri
ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasî
diplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli
üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını
telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden
şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevâfuk ederek [1]
'in tam mânasına tetâbuk eder.
Hem meselâ
cümlesi
(şedde ve tenvin sayılmaz) yine bin üç yüz kırk yedi (1347) edip, aynı tarihte,
ecnebî muahedelerin icbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin
tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve
aynı tarihte, devletlerde İkinci Harb-i Umumîyi ihzar eden dehşetli hasetler ve
rekabetlerin çarpışmaları tarihine bu mânâ-yı işârî ile tam tamına tevafuku ve
mânen tetabuku, elbette bu kudsî sûrenin bir lem'a-i i'câz-ı gaybîsidir.
ba
Bir İhtar
Herbir âyetin müteaddit mânâları vardır. Hem herbir mânâ küllîdir; her asırda efradı bulunur. Bahsimizde bu asrımıza bakan yalnız mânâ-yı işârî tabakasıdır. Hem o küllî mânada, asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar.
Ben dört senedir, bu harbin ne safahatını ve ne de neticelerini ve ne de sulh olmuş, olmamış bilmediğimden ve sormadığımdan, bu kudsî sûrenin daha ne kadar bu asra ve bu harbe işareti var diye daha onun kapısını çalmadım. Yoksa bu hazinede daha çok esrar var olduğunu Risale-i Nur'un eczalarında, hususan Rumuzât-ı Semaniye risalelerinde beyan ve ispat edildiğinden onlara havale edip kısa kesiyorum.
Hatıra gelebilen bir sualin cevabıdır
Bu lem'a-i i'câziyede, baştaki
da,
hem
,
hem
kelimeleri
hesaba girmesi ve âhirde
yalnız
kelimesi
girmesi
girmemesi ve
ikisi
de hesap edilmemesi gayet ince ve lâtif bir münasebete ima ve remz içindir.
Çünkü, halklarda şerden başka hayırlar da var. Hem bütün şer herkese gelmez.
Buna remzen, bazıyeti ifade eden
ve
girmişler.
Hâsid hased ettiği zaman bütün şerdir. Bazıyete lüzum yoktur. Ve
remziyle,
kendi menfaatleri için küre-i arza ateş atan üfleyicilerin ve sihirbaz o
diplomatların tahribata ait bütün işleri ayn-i şerdir diye, daha
kelimesine
lüzum kalmadı.
Bu sûreye ait bir nükte-i i'câziyenin haşiyesidir
Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle bu asrımızın dört büyük
şerli inkılâplarına ve fırtınalarına mânâ-yı işârî ile bakar. Aynen öyle de,
dört defa tekraren
(şedde
sayılmaz) kelimesiyle, âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu
fitnesinin ve Abbâsî Devletinin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı
işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.
Evet, şeddesiz
beş
yüz (500) eder;
doksandır
(90). İstikbale bakan çok âyetler,