|
Şuâlar
/ Beşinci ve Altıncı Şuâlar - s.892 |
bahsedeceği bir memdûhu Hazret-i Ömer'le çıkmış.
İkinci hadise: O İslâm Deccalı, "Sûre-i [1]
mânâsını merak edip soruyor" diye çoklar nakletmişler.
Gariptir ki, bu sûrenin akîbinde olan [2]
sûresinde
[3]
cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına cifirle ve mânâsıyla işaret ettiği gibi,
ehl-i salâta ve camilere tâğiyâne tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o
istidraçlı adam, küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat yanlış
eder, komşusunun kapısını çalar.
Üçüncü hadise: Bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek"[4] denilmiş.
[5]
bunun bir tevili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin
en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında
bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle
Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur'ân'ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.
ba
Yalnız
İki Nüktedir.
[Namazdaki teşehhüdde bulunan
[7]
ilâ âhirenin iki noktasına gelen iki suâle iki cevaptır. Teşehhüdün sâir
hakikatlerinin beyanı başka vakte tâlik edilerek bu Altıncı Şuâda yüzer
nüktesinden yalnız İki Nüktesi muhtasar bir sûrette beyan edilecek.]
Birinci Sual: Teşehhüdün mübarek kelimâtı, Miraç gecesinde Cenâb-ı Hak ile Resulünün bir mükâlemeleri olduğu halde, namazda okunmasının hikmeti nedir?
Elcevap: Her mü'minin namazı, onun bir nevi miracı hükmündedir. Ve o huzura lâyık olan kelimeler ise Mirac-ı Ekber-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmda söylenen sözlerdir. Onları zikretmekle o kudsî sohbet tahattur edilir. O tahatturla o mübarek kelimelerin mânâları cüz'iyetten külliyete çıkar ve o kudsî ve ihâtalı mânâlar tasavvur edilir veya edilebilir. Ve o tasavvur ile kıymeti ve nuru teâlî edip genişlenir.
Meselâ: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o gecede Cenâb-ı Hakka
karşı selâm yerinde
demiş.
Yani, "Bütün zîhayatların, hayatlarıyla gösterdikleri tesbihat-ı hayatiye
ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, sana mahsustur. Ben
dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla sana takdim ediyorum."
Evet, nasıl ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
kelimesiyle
bütün zîhayatın ibâdât-ı fıtrîyelerini niyet edip takdim ediyor.
Öyle de, tahiyyatın hülâsası olan
kelimesiyle
de, bütün medar-ı bereket ve tebrik ve bârekâllah dediren ve mübarek denilen ve
hayatın ve zîhayatın hülâsası olan mahlûklar, hususan tohumların ve
çekirdeklerin, danelerin, yumurtaların
[1] "Yemin olsun incire ve zeytine." Tîn Sûresi, 95:1.
[2] "Rabbinin ismiyle oku." Alâk Sûresi, 96:1.
[3] "Muhakkak ki insan azgınlaşır." Alâk Sûresi, 96:6.
[4] Tirmizi, Fiten: 57; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 1:4, 7; el-Elbânî, Silsiletü'l-Ehâdisi's-Sahîha, 4:122.
[5] "Gaybı ancak Allah bilir."
[6] "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla."
[7] "Bütün tahiyyeler, bütün mübarekler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah'a mahsustur." Buhari, Ezân: 148, 150, el-Amel Fi's-Salât: 4, İsti'zân: 3, 28, Da'avât: 16, Tevhîd: 5; Müslim, Salât: 56, 60, 62; Ebû Dâvud, Salât: 178; Tirmizî, Salât: 100, Nikâh: 17; Nesâî, Tatbîk: 23, Sehv: 41, 43-45, 56, 100-104; İbn-i Mâce, İkâme: 24; Nikâh: 19; Dârimî, Salât: 84, 92; Muvatta', Nidâ': 53, 55; Müsned, 1:292, 376, 382... 4:409.