|
Şuâlar
/ Birinci Şuâ - s.844 |
YİRMİ ALTINCI ÂYET
Sûre-i Hûd'da [1]
âyetinin iki satır sonra gelen
[2]
âyetidir. Şu âyetin şeddeli
ve şeddeli
ve şeddeli
ikişer sayılmak ve
deki
vakıfta olduğundan
olmak cihetiyle makam-ı cifrîsi 1352 olmakla, tam tamına
Resâili'n-Nur şakirtlerinin en meyusiyetli ve musibetli zamanları olan 1352
tarihine tam tamına tevafukla, o acınacak hallerinde kudsî ve semâvî bir
teselli, bir beşarettir. Ve âyetin münasebet-i mâneviyesi bir iki risalede,
yani Keramât-ı Aleviyede ve Gavsiyede beyan edilmiştir.
deki
kelimesi
deki
kelimesine Kur'ân sayfasında tam müvâzi ve mukabil
gelmesi, bu tevafuka bir letafet daha katar. Bu âyetin küllî ve çok geniş mânâ-yı
kudsîsinin cüz'iyatından Risale-i Nur şakirtleri gibi teselliye çok muhtaç bir
cüz'îsi bu asırda 1352'de bulunduğuna tam tamına tevafukla işaret ederek başına
parmak basıyor.
Eğer
kelimesinde vakfedilmezse ve
kelimesiyle raptedilse, o vakit ![]()
olmaz. Fakat daha lâtif tesellikâr bir tevafuk olur.
Çünkü
kaide-i nahviyece müptedâdır. [3]
onun haberidir. Bu haber ise, makam-ı cifrîsi olan 1349
adediyle, 1349 tarihinden beşaretle remzen haber verir. Ve o tarihte bulunan
Kur'ân hizmetkârlarından bir taifenin ashab-ı Cennet ve ehl-i saadet olduğunu
mânâ-yı işârîsiyle ve tevafuk-u cifrî ile ihbar eder ve bu tarihte Risale-i Nur
şakirtleri Kur'ân hesabına fevkalâde hizmetleri ve tenevvürleri ve çok mühim
risalelerin telifleri ve başlarına gelen şimdiki musibetin, düşmanları
tarafından ihzarâtı tezahür ettiğinden, elbette bu tarihe müteveccih ve işârî,
tesellikâr bir beşaret-i Kur'âniye en evvel onlara baktığını gösterir.
Evet
de şeddeli
, bir
sayılmak cihetiyle
400,
600; 1000 eder. İki
100; bir
, iki
, bir
200; diğer
30, ikinci
10, iki
2, bir
3, bir
4, 49 eder ki; yekûnu 1349 eder.
Bu müjde-i Kur'âniyenin binden bir veçhi bize
teması, bin hazineden ziyade kıymettardır. Bu müjdenin bir müjdecisi bir sene
evvel görülmüş bir rüya-yı sadıkadır. Şöyle ki:
Isparta'da başımıza gelen bu hadiseden bir ay
evvel bir zâta, rüyada ona deniliyor ki, "Resâili'n-Nur şakirtleri imanla
kabre girecekler, imansız vefat etmezler."
Biz o vakit o rüyaya çok sevindik. Demek o
müjde, bu müjde-i Kur'âniyenin bir müjdecisi imiş.HAŞİYE
YİRMİ YEDİNCİ ÂYET
Sûre-i Saf'ta
dur. Bu âyetteki
cümlesinin makam-ı cifrîsi, 1316 veya 7'dir. Ve bu tarih
ise, sabıkan yirmi birinci âyetin hâtimesinde zikredilen inkılâb-ı fikrî
sadedinde, Avrupa'nın bir müstemlekât nâzırı, Kur'ân'ın nurunu söndürmesine
çalışması tarihine ve Resâili'n-Nur Müellifi dahi ona karşı o inkılâb-ı fikrî
sayesinde o nuru parlatmaya çalışması aynı tarihe, hem yedi sûrede yedi defa
[5]
aynı tarihe, hem
[6]
dahi aynı tarihe, hem
[7]
dahi aynı tarihe, hem
[8]
dahi şeddeli
, bir
sayılmak ve tenvin sayılmamak cihetiyle aynı tarihe, hem
[9]
fermanı dahi aynı tarihe, hem
dahi aynı tarihe bil'ittifak muvafakatları elbette
remizden, işaretten, delâletten ziyade bir sarahattir ki, Risale-i Nur o nur-u
İlâhînin bir lem'ası olacağını ve düşmanları tarafından gelen şübehat
zulümatını dağıtacağını mânâ-yı işârîsiyle müjdeliyor. Hem bu cifrî ve
müteaddit ve mânidar tevafuklar ise, kuvvetli bir münasebet-i mânevîyeye
istinad ederler.
[1] "O gün
insanlardan şakîler ve saidler vardır." Hûd Sûresi, 11:105.
[2] "Saidlere
gelince, onlar da Cennette kalacaklardır." Hûd Sûresi, 11:108.
[3] "Cennette
sonsuza kadar kalacaklardır." Hûd Sûresi, 11:108.
HAŞİYE Cihan saltanatından daha ziyade kıymettar bir müjde-i
Kur'âniye, bir beşaret-i semâviye bu sayfada vardır.
[4] "Onlar
Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Fakat Allah nûrunu
tamamlayacaktır-kâfirler isterse hoşlanmasınlar." Saf Sûresi, 61:8.
[6] "Tâ sin.
Bunlar yüce Kur'ân'ın âyetleridir." Neml Sûresi, 27:1.
[8] "Şüphesiz
ki benim Rabbim hak ve adâlet üzeredir." Hûd Sûresi, 11:56.
[9] Onlardan yüz
çevir." En'âm Sûresi, 6:68.