|
Şuâlar
/ Birinci Şuâ - s.838 |
Hem haşrin en kuvvetli ve parlak bir burhanı olan Onuncu Sözün etrafa
yayılması tarihine ve Kur'ân'ın kırk vecihle mucize olduğunu beyan eden Yirmi Beşinci
Sözün iştiharı hengâmına, hem
adedine
tam tamına tevafukla bakar. Eğer mezheb-i selef gibi
da
vakıf olsa, o halde
deki
şeddeli
,
iki
sayılsa
bin üç yüz altmış küsur ederek Risaletü'n-Nur şakirtlerinin bundan on beş yirmi
sene sonraki râsihâne ve muhakkikane olan ilimlerine ve imanlarına remzen
baktığı gibi, şeddeli
,
asıl itibarıyla bir
,
bir
sayılsa
1212 ederek, bundan bir buçuk asır evvel Mevlâna Halid Zülcenâheynin
Hindistan'dan getirdiği parlak bir ilm-i hakikat rusuhuyla o zamanda meydan
alan tevilât-ı fâsideyi ve şübehatı dağıtarak yüz senede elli milyondan ziyade
insanları daire-i irşadına aldığı ve tenvir ettiği zamanın tarihine tam tamına
tevafukla bakar."
İkinci âyet olan
şeddeli
,
aslına nazaran bir
,
bir
sayılmak
cihetiyle, makam-ı ebcedîsi 1344 etmekle her asra baktığı gibi, bu asra da
hususî remzen bakar. Ve ilm-i hakikatte râsihâne çalışan ve kuvvetli iman eden
bir taifeye işaret eder. Ve çok âyetlerin ehemmiyetle gösterdikleri bu 1344'te
Risaletü'n-Nur ve şakirtlerinden daha ziyade bu vazifeyi müşkül şerait içinde
sebatkârâne yapan zâhirde görülmüyor. Demek bu âyet onları dahi daire-i
harîmine hususî dahil ediyor.
ON BEŞİNCİ ÂYET
Şu âyet bu zamana dahi hitap eder. Çünkü tamam-
hariç
kalsa-1360 küsur eder. Eğer
den
sonraki olsa
ve
kelimelerindeki
tenvinler, nun sayılsa 1310 eder. Demek bu asra da hitap eder. Hem
cümlesi
yalnız dört farkla Furkan adedine tevafukla sarîhan baktığı gibi, o kudsî
burhan-ı İlâhînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir burhanı olan
Resâili'n-Nur'a dahi, ikinci cümlesi olan
adedi,
iki tenvin vakıfta iki elif sayılmak cihetiyle 598 ederek aynen tam
tamına Resâili'n-Nur'a ve Risaleti'n-Nur adedine tevafukla o semâvî burhan-ı
kudsînin yerde bir burhanı, Resâili'n-Nur olduğunu remzen haber veriyor.
İHTAR: Sözlerin üç ismi olan Risalei'n-Nur veya Resâili'n-Nur veya
Risaleti'n-Nurdaki şeddeli
,
iki
sayılmak,
cifirce ağlebî bir kaidedir. Şeddeli harf bazan bir, bazan iki sayılabilir.
ON ALTINCI ÂYET
[2]
dur.
Şu şifalı âyet çok zamandır benim dertlerimin şifası ve ilâcı olduğu gibi
eczahane-i kübrâ-yı İlâhiye olan Kur'ân-ı Hakîmin tiryakî ilâçlarından,
Risalei'n-Nur eczalarının kavanozlarından alarak, belki bin mânevî dertlerime
bin kudsî şifayı buldum ve Resâili'n-Nur şakirtleri dahi buldular. Ve fenden ve
felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok müşkül olan ve zındıka
hastalığına müptelâ olanlardan çokları onunla şifalarını buldular.
İşte her derde şifa olan Kur'ân'ın ilâçlarının bu zamanda bir kısım kavanozları hükmünde bulunan Resâili'n-Nur dahi bu şifadar âyetin bir medar-ı nazarı olduğuna kuvvetli bir emâre şudur ki: Bu âyetin makam-ı cifrîsi olan 1346 adedi Resâili'n-Nur'un 1346'da şifadarâne etrafa intişarının tarihine ve Mucizat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm nâmında olan risale-i harikanın zaman-ı telifine tam tamına tevafukudur. Şu tevafuk hem münasebet-i mâneviyeyi teyid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işaret derecesine çıkarıyor.
ON YEDİNCİ ÂYET
[3]
deki
nün
makam-ı cifrîsi şeddeli lâm'lar birer lâm ve şeddeli kâf
bir kâf sayılmak cihetiyle 1329 ederek, harb-i umumînin başlangıcı
zamanında Resâili'n-Nur'un başlangıcı olan İşârâtü'l-İ'câz tefsirinin
tarih-i telifine tam tamına tevafukla beraber, şeddeli kâf iki kâf
sayılmak cihetiyle 1349 ederek, harb-i umumînin verdiği sarsıntılar zamanında
Resâili'n-Nur'un
diyerek
ehl-i dünyadan hiçbir yerde himaye görmeden, belki tehacüme hedef olmakla
beraber çekinmeyerek yalnız başlarıyla müşkülât içinde envâr-ı Kur'âniyeyi
neşrettikleri aynı tarihe
[1] "Ey insanlar! Size, Rabbinizden ap açık bir delil olan bir peygamber geldi ve size, dünyanızı ve âhiretinizi aydınlatıcı ap açık bir nûr olarak Kur'ân'ı indirdik." Nisâ Sûresi, 4:174.
[2] "O, îmân edenler için bir hidâyet rehberi ve bir şifâdır." Fussılet Sûresi, 41:44.
[3] "Ey Peygamber, eğer insanlar senden yüz çevirirse, sen de ki: 'Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık içbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim." Tevbe Sûresi, 9:129.