|
Lem'alar / Yedinci Lem'a - s.592 |
İKİNCİSİ
[1]
ifade ediyor ki: Sulh-u Hudeybiye, çendan zâhirî İslâm aleyhinde görülmüş ve Kureyşîler
bir derece galip görünmüş olduğu halde, mânen, Sulh-u Hudeybiye mânevî büyük
bir fetih hükmünde olacak ve sair fütuhatın da anahtarı olacak diye ihbar
ediyor.
Filhakika, Sulh-u Hudeybiye ile, çendan maddî kılıç kılıfına muvakkaten konuldu. Fakat Kur'ân-ı Hakîmin bârika-âsâ elmas kılıcı çıktı; kalbleri, akılları fethetti. Musalâha münasebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler. Mehâsin-i İslâmiyet, envâr-ı Kur'âniye, inat ve taassubât-ı kavmiye perdelerini yırtarak hükmünü icra ettiler. Meselâ, bir dâhiye-i harp olan Hâlid bin Velid ve bir dâhiye-i siyaset olan Amr ibnü'l-Âs gibi, mağlûbiyeti kabul etmeyen zatlar, Sulh-u Hudeybiye ile cilvesini gösteren seyf-i Kur'ânî onları mağlûp edip, Medine-i Münevvereye kemâl-i inkıyad ile İslâmiyete gerdendâde-i teslim olduktan sonra, Hazret-i Hâlid, bir seyfullah şekline girdi ve fütuhat-ı İslâmiyenin bir kılıcı oldu.
MÜHİM BİR SUAL: Fahrü'l-Âlemîn ve Habib-i Rabbü'l-Âlemîn Hazret-i Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sahabelerinin, müşrikîne karşı Uhud'un nihayetinde ve Huneyn'in bidâyetinde mağlûbiyetinin hikmeti nedir?
Elcevap: Müşrikler içinde, o zamanda saff-ı Sahabede bulunan ekâbir-i Sahabeye istikbalde mukabil gelecek Hazret-i Hâlid gibi çok zatlar bulunduğundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarında bütün bütün izzetlerini kırmamak için, hikmet-i İlâhiye, hasenât-ı istikbaliyelerinin bir mükâfât-ı muaccelesi olarak mazide onlara vermiş, bütün bütün izzetlerini kırmamış. Demek mazideki Sahabeler, müstakbeldeki Sahabelere karşı mağlûp olmuşlar-tâ, o müstakbel Sahabeler, berk-i süyuf korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat şevkiyle İslâmiyete girsin ve o şehâmet-i fıtriyeleri çok zillet çekmesin.
ÜÇÜNCÜSÜ
kaydıyla
ihbar ediyor ki: "Sizler emniyet-i mutlaka içinde Kâbe'yi tavaf
edeceksiniz." Halbuki, Ceziretü'l-Arabdaki bedevî akvam, çoğu düşman
olmakla beraber, Mekke etrafı ve Kureyş kabilesi kısm-ı âzamı düşman iken,
"Yakın bir zamanda, hiç havf hissedilmezken Kâbeyi tavaf edeceksiniz"
ihbarıyla, Ceziretü'l-Arabı itaat altına ve bütün Kureyşi İslâmiyet içine ve
emniyet-i tâmme vaz' edilmesine delâlet ve ihbar eder. Aynen haber verdiği gibi
vukua gelmiştir.
DÖRDÜNCÜSÜ
kemâl-i kat'iyetle ihbar ediyor ki, "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galebe çalacak." Halbuki, o zamanda yüzer milyon tebaası bulunan Nesârâ ve Yahudi ve Mecusî dinleri ve Roma, Çin ve İran hükûmeti gibi yüzer milyon tebaası bulunan cihangir devletlerin edyân-ı resmîleri iken, kendi küçük kabilesine karşı tam galebe edemeyen bir vaziyette bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galip ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet vuzuh ve kat'iyetle ihbar ediyor. İstikbal, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhit-i Şarkîden Bahr-i Muhit-i Garbîye kadar İslâm kılıcının uzamasıyla tasdik etmiştir.
BEŞİNCİSİ
ilâ âhir. Şu âyetin başı, Sahabelerin enbiyadan sonra nev-i beşer içinde en mümtaz olduklarına sebep olan secâyâ-yı âliye ve mezâyâ-yı galiyeyi haber vermekle, mânâ-yı sarihiyle, tabakat-ı Sahabenin istikbalde muttasıf oldukları ayrı ayrı mümtaz has sıfatlarını ifade etmekle beraber, mânâ-yı işarîsiyle, ehl-i tahkikçe vefat-ı Nebevîden sonra makamına geçecek Hulefâ-i Râşidîne hilâfet tertibiyle işaret edip, herbirisinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan sıfât-ı hassayı dahi haber veriyor. Şöyle ki:
[4]
maiyet-i mahsusa ve sohbet-i hassa ile ve en evvel vefat ederek yine maiyetine
girmekle meşhur ve mümtaz olan Hazret-i Sıddık'ı gösterdiği gibi, [5]
ile, istikbalde küre-i arzın devletlerini fütuhâtıyla titretecek ve adaletiyle
zalimlere sâika gibi şiddet gösterecek
[1] Bundan önce size yakın bir fetih daha ihsan etti.
[2] Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur.
[3] Muhammed Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün.
[4] Onunla beraber olanlar.
[5] Kâfirlere karşı şiddetli.