|
Mektubat
/ Yirmi Dokuzuncu Mektup - s.556 |
Yedinci
Kısım
İşârât-ı Seb'a
Üç
sualin cevabı olarak Yedi İşarettir. Birinci sual Dört İşarettir.
BİRİNCİ
İŞARET
Şeâir-i İslâmiyeyi
tağyire teşebbüs edenlerin senetleri ve hüccetleri, yine her fena şeylerde
olduğu gibi, ecnebîleri körü körüne taklitçilik yüzünden geliyor. Diyorlar ki:
"Londra'da ihtidâ edenler ve ecnebîlerden imana gelenler, memleketlerinde
ezan ve kamet gibi çok şeyleri kendi lisanlarına tercüme ediyorlar, yapıyorlar.
Âlem-i İslâm onlara karşı sükût ediyor, itiraz etmiyor. Demek bir cevaz-ı şer'î
var ki sükût ediliyor."
Elcevap:
Bu
kıyasın o kadar zâhir bir farkı var ki, hiçbir cihette onlara kıyas etmek ve onları
taklit etmek zîşuurun kârı değildir. Çünkü, ecnebî diyarına, lisan-ı şeriatta
"dâr-ı harp" denilir. Dâr-ı harpte çok şeylere cevaz olabilir ki,
diyar-ı İslâmda mesağ olamaz.
Hem
frengistan diyarı, Hıristiyan şevketi dairesidir. Istılahât-ı şer'iyenin
maânîsini ve kelimât-ı mukaddesenin mefâhimini lisan-ı hal ile telkin edecek ve
ihsas edecek bir muhit olmadığından, bilmecburiye, kudsî maânî, mukaddes elfâza
tercih edilmiş; maânî için elfaz terk edilmiş, ehvenüşşer ihtiyar edilmiş.
Diyar-ı İslâmda ise, muhit, o kelimât-ı mukaddesenin meâl-i icmâlîsini ehl-i
İslâma lisan-ı hal ile ders veriyor. An'ane-i İslâmiye ve İslâmî tarih ve umum
şeâir-i İslâmiye ve umum erkân-ı İslâmiyete ait muhaverât-ı ehl-i İslâm, o
kelimât-ı mukaddesenin mücmel meallerini, mütemadiyen ehl-i imana telkin
ediyorlar. Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka,
makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir
ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar. Acaba kendine Müslüman
diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için bir günde elli kelime frengî
lügatından taallüm ettiği halde, elli senede ve hergünde elli defa tekrar
ettiği Sübhanallah, Elhamdü lillâh ve Lâ ilâhe illâllah ve
Allahu ekber gibi mukaddes kelimeleri öğrenmezse, elli defa hayvandan daha
aşağı düşmez mi? Böyle hayvanlar için bu kelimât-ı mukaddese tercüme ve tahrif
edilmez ve tehcir edilmezler. Onları tehcir ve tağyir etmek, bütün mezar
taşlarını hâkketmektir; bu tahkire karşı titreyen mezaristandaki ehl-i kuburu aleyhlerine
döndürmektir.
Ehl-i
ilhâda kapılan ulemâü's-sû', milleti aldatmak için diyorlar ki: "İmam-ı
Âzam, sair imamlara muhalif olarak demiş ki: 'İhtiyaç olsa, diyar-ı baîdede,
Arabî hiç bilmeyenlere, ihtiyaç derecesine göre, Fâtiha yerine Fârisî tercümesi
cevazı var.' Öyleyse biz de muhtacız, Türkçe okuyabiliriz."
Elcevap:
İmam-ı
Âzamın bu fetvâsına karşı, başta âzamî imamların en mühimleri ve sair on iki
eimme-i müçtehidîn, o fetvânın aksine fetvâ veriyorlar. Âlem-i İslâmın cadde-i
kübrâsı, o umum eimmenin caddesidir; muazzam ümmet, cadde-i kübrâda gidebilir.
Başka hususî ve dar caddeye sevk edenler, idlâl ediyorlar.
İmam-ı
Âzamın fetvâsı beş cihette hususîdir.
Birincisi: Merkez-i İslâmiyetten
uzak diyar-ı âharde bulunanlara aittir.
İkincisi: İhtiyac-ı hakikîye
binaendir.
Üçüncüsü: Bir rivayette lisan-ı
ehl-i Cennetten sayılan Fârisî lisanıyla tercümeye mahsustur.
Dördüncüsü: Fâtiha'ya mahsus
olarak cevaz verilmiş-tâ Fâtiha'yı bilmeyen namazı terk etmesin.
Beşincisi: Kuvvet-i imandan gelen
bir hamiyet-i İslâmiye ile, maânî-i mukaddesenin, avâmın tefehhümüne medar
olmak için cevaz gösterilmiş. Halbuki, zaaf-ı imandan gelen ve menfi fikr-i
milliyetten çıkan ve lisan-ı Arabîye karşı nefret ve zaaf-ı imandan tevellüt
eden meyl-i tahrip saikasıyla tercüme edip Arabî aslını terk etmek, dini terk
ettirmektir!
İKİNCİ
İŞARET
Şeâir-i
İslâmiyeyi tağyir eden ehl-i bid'a, evvelâ ulemâü's-sû'dan fetvâ istediler.
Sabıkan beş vecihle
[1] "Allah'a ve Resulüne iman edin ki, o ümmî peygamber de Allah'a ve Onun sözlerine iman etmiştir. Ve ona uyun-tâ ki doğru yolu bulmuş olasınız." A'râf Sûresi, 7:158.
[2] "Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler isterse hoşlanmasınlar." Tevbe Sûresi, 9:32.