önceki sayfasonraki sayfa

Mektubat / On Dokuzuncu Mektup - s.423

 

İkincisi: Şât-ı İbni Mes'ud'un meşhur kıssasıdır ki: İbni Mes'ud, İslâm olmadan evvel, bazıların çobanıydı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekri's-Sıddık ile beraber, İbni Mes'ud'un keçileriyle bulunduğu yere gitmişler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, İbni Mes'ud'dan süt istemiş. O da demiş: "Keçiler benim değil, başkasının malıdırlar." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş: "Kısır, sütsüz bir keçi bana getir." O da iki senedir teke görmemiş bir keçi getirdi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle onun memesine meshedip dua etmiş. Sonra sağmışlar, hâlis bir süt almışlar, içmişler. İbni Mes'ud bu mucizeyi gördükten sonra iman etmiş.[1]

Üçüncüsü: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın murdiası, yani süt annesi olan Halime-i Sa'diye'nin keçilerinin kıssa-i meşhuresidir ki: O kabilede bir derece kahtlık vardı. Hayvânat zayıf ve sütsüz oluyordular. Ve tok oluncaya kadar yemiyorlardı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm oraya, süt annesinin yanına gönderildiği zaman, onun bereketiyle, Halime-i Sa'diye'nin keçileri, akşam vakti, başkalarının hilâfına olarak, hem tok ve memeleri dolu olarak geliyorlardı.

İşte bunun gibi, siyer kitaplarında daha başka cüz'iyatları var. Fakat bu nümuneler asıl maksada kâfidir.[2]

DOKUZUNCU MİSAL: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı zatların başını ve yüzünü mübarek eliyle meshedip dua ettikten sonra zâhir olan harikaların çok cüz'iyatından, iştihar bulmuş birkaçını nümune olarak beyan ediyoruz.

Birincisi: Ömer ibni Sa'd'ın başına elini sürmüş, dua etmiş. Seksen yaşında o adam, o duanın bereketiyle, öldüğü vakit başında beyaz yoktu.[3]

İkincisi: Kays ibni Zeyd'in başına elini koyup, meshedip dua etmiş. O duanın bereketiyle, yüz yaşına girdiği vakit, meshin tesiriyle, bütün başı beyaz, yalnız Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın elini koyduğu yer sim siyah olarak kalmış.[4]

Üçüncüsü: Abdurrahman ibni Zeyd ibni'l-Hattab, hem küçük, hem çirkindi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle başını meshedip dua etmiş. O duanın bereketiyle, kametçe en bâlâ kamet ve suretçe en güzel bir surete girmiş.[5]

Dördüncüsü: Âiz ibni Amr'ın gazve-i Huneyn'de yüzü yaralanmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, eliyle yüzündeki kanı silmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın elinin temas ettiği yer, parlak bir nuraniyet vermiş ki, muhaddisler tabir etmişler. Yani, "doru atın alnındaki beyaz gibi," temas yeri öyle parlıyordu.[6]

Beşincisi: Katâde bin Selmân'ın yüzüne elini sürmüş, dua etmiş. Katâde'nin yüzü ayna gibi parlamaya başlamış.[7]

Altıncısı: Ümmülmü'minîn Ümmü Seleme'nin kızı ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın üvey kızı Zeyneb'e, küçükken, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun yüzüne abdest suyu atıp taltif etmiş. O suyun temasından sonra, Zeyneb'in hüsün ve cemâli acip suret almış, bedîülcemal olmuş.[8]

İşte, şu cüz'iyatlar gibi daha çok misaller var. Onların çoğunu eimme-i hadis nakletmişler. Bu cüz'iyâtın herbirini haber-i vahid farz etsek dahi, yine mecmuu, mânevî bir tevatür hükmünde, mutlak bir mucize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmı gösterir. Çünkü bir hadise ayrı ayrı ve çok suretlerle nakledilse, asıl hadisenin vukuu kat'î olur. Suretlerin herbiri zayıf dahi olsa, yine asıl hadiseyi ispat ediyor.

Meselâ, bir gürültü işitildi. Bazılar dediler ki, "Filân ev harap oldu." Diğeri, "Başka ev harap oldu" dedi. Daha başkası, başka bir evi söyledi, ve hâkezâ... Herbir rivayet, haber-i vahid de, zayıf da, hilâf-ı vaki de olabilir. Fakat asıl vakıa ki, bir ev harap olmuş, o kat'îdir; onda bütün müttefiktirler. Halbuki, bahsettiğimiz şu altı cüz'iyat, hem sahihtirler, hem bazıları şöhret derecesine çıkmışlar. Faraza bunların herbirini zayıf addetsek, temsilde mutlak bir hane harap olması gibi, yine cüz'iyâtın mecmuunda, mutlak bir mucize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın vücudunu kat'iyen gösterir.

 



[1] Müsned (tahkik Ahmed Şâkir), 5:210, no. 3598; İbni Hibban, Sahih, 8:149; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 6:102.

[2] Es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 20:192-193; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:220-221; Ebû Naîm, Delâilü'n-Nübüvve, 1:111-113; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:273; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:366; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:750; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:313.

[3] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:334; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:673.

[4] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:334; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:674.

[5] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:335; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:676-677.

[6] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:334; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:412; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:487.

[7] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:334; el-Askalânî, el-İsâbe, 3:225; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 5:319.

[8] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:334; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:163; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:259.