|
Mektubat
/ On Dokuzuncu Mektup - s.413 |
deyip dua etti. Birden, evin damı ve kapısı ve duvarları "Âmin, âmin" diyerek duaya iştirak ettiler. [2]
BEŞİNCİ MİSAL: Başta Buharî, İbni Hibban, Ebû Davud, Tirmizî gibi kütüb-ü sahiha, müttefikan Hazret-i Enes'ten, [3] Ebu Hüreyre'den, [4] Osman-ı Zinnureynden, [5] Aşere-i Mübeşşereden Said ibni Zeyd'den[6] haber veriyorlar ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekri's-Sıddık, Ömerü'l-Faruk ve Osman-ı Zinnureyn ile Uhud Dağının başına çıktılar. Cebel-i Uhud, ya onların mehabetlerinden veya kendi sürur ve sevincinden lerzeye geldi, kımıldandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki:
Şu hadis, Hazret-i Ömer ve Osman şehid olacaklarına bir ihbar-ı gaybîdir.
Şu misalin tetimmesi olarak nakledilmiş ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Mekke'den hicret ettiği ve küffarlar takibe çıktıkları vakit, Sebîr namındaki dağa çıktılar. Sebîr dedi: "Yâ Resulallah, benden ininiz. Korkarım, benim üstümde sizi vururlarsa Allah beni tâzip eder. Onun için korkarım." Cebel-i Hira çağırdı:
"Bana
gel." [8]
Bu sır içindir ki, ehl-i kalb Sebîr'de havf ve Hira'da da emniyeti hissederler.
Bu misalden anlaşılır ki, o koca dağlar birer müstakil abddir, müsebbihtir ve vazifedardırlar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tanır ve severler; başıboş değillerdir.
ALTINCI MİSAL: Nakl-i sahihle Abdullah ibni Ömer'den haber veriyorlar ki:
Demiş: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm minberde hutbe okurken,
âyetini okudu. Ve dedi:
dediği vakit minber öyle sarsıldı ve öyle lerzeye geldi ve titredi; korktuk ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı düşürecek bir derecede sallandı. [11]
YEDİNCİ MİSAL: Nakl-i sahihle, habrü'l-ümme ve tercümanü'l-Kur'ân olan Hazret-i İbni Abbas[12] ve hâdim-i Nebevî ve ulema-i azîme-i Sahabeden olan İbni Mes'ud'dan[13] haber veriyorlar ki:
Demişler: Feth-i Mekke gününde, Kâbe ve etrafında, taşta rasasla mıhlanmış üç yüz altmış sanem vardı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elinde kavse benzer bir değnekle o sanemlere birer birer işaret ederek
deyip, hangisine işaret etti, yere düştü. Sanemin yüzüne işaret ettiyse arkasına düşer, arkasına işaret ettiyse yüz üstüne düşer, ve hâkezâ, sanemler yere yuvarlandılar. [15]
SEKİZİNCİ MİSAL: Meşhur Bahîra-i Rahibin meşhur kıssasıdır ki, nübüvvetten evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, amcası Ebu Talip ve bir kısım Kureyşî ile beraber Şam tarafına, ticarete gidiyorlar. Bahîra-i Rahibin kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. İnsanlarla ihtilât etmeyen münzevî Bahîra-i Rahip birden çıkageldi. Kafile içinde Muhammedü'l-Emin'i (a.s.m.) gördü. Kafileye dedi: "Şu Seyyidü'l-Âlemîndir ve peygamber olacaktır." Kureyşîler dediler: "Nereden biliyorsun?" Mübarek rahip dedi ki:
[1] "Yâ Rabbi! Bu benim amcamdır ve babam hükmündedir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben abâmla onların üzerlerini örttüğüm gibi, sen de onları örterek ateşten koru."
[2] Kadı İyâz, eş-Şifâ, 1:608; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:628; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:309; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:269-270.
[3] Buharî, Fedâilü'l-Eshâb: 5, 6, 7; Tirmizî, Menâkıb: 19, no. 3697; Ebû Dâvud, Sünnet: 9 (Bâb: fi'l-Hulefâ).
[4] Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 6 (no. 2417); Tirmizî, Menâkıb: 19.
[5] Tirmizî, Menâkıb: 19.
[6] Tirmizî, Menâkıb: 19; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450.
[7] Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid var.
[8] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:75.
[9] "Onlar Allah'ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürülmüştür." Zümer Sûresi, 39:67.
[10] "Cebbâr olan Allah kendini tâzîm ediyor ve buyuruyor ki: Cebbar Benim, Cebbar Benim; herşeyden büyük ve herşeyden yüce olan Benim."
[11] Müslim, Sıfatü'l-Kıyâme: 19-26; Müsned, 2:88; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:252; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:75; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:630; İbni Hibban, Sahih, 9:214.
[12] Müslim, Cihad: 87, no. 1781.
[13] Buhârî, Mağâzî: 48, Mezâlim: 32, Tefsîrü'l-Kur'ân: 12; Tirmizî, Tefsîrü'l-Kur'ân: 18 (Bâb: Sûretu Benî İsrâil); İbni Hibban, Sahih, no. 1702.
[14] "Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir." İsrâ Sûresi, 17:81.
[15] el-Heysemî,
Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 6:176 (Hz. İbni Mes'ud'dan).