önceki sayfasonraki sayfa

Mektubat / On Dokuzuncu Mektup - s.407

 

İmran der: Bir seferde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraber susuz kaldık. Bana ve Ali'ye ferman etti ki: "Filân mevkide bir kadın, iki kırba suyu hayvana yükletmiş, gidiyor. Alıp buraya getiriniz." Ben ve Ali beraber gittik; aynı yerde kadını su yüküyle bulduk, getirdik. Sonra emretti: "Bir kaba, bir parça su boşaltınız." Boşalttık. Bereketle dua etti. Sonra, yine suyu o hayvandaki kırbaya koyduk. Ferman etti ki: "Herkes gelsin, kabını doldursun." Bütün kafile geldi, kaplarını doldurdular, içtiler. Sonra ferman etti: "Kadına birşeyler toplayınız." Kadının eteğini doldurdular.

İmran diyor ki: Ben tahayyül ediyordum ki, gittikçe iki kırba doluyor, daha ziyadeleşiyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o kadına ferman etti ki:

Yani, "Senin suyundan almadık. Belki Cenâb-ı Hak bize hazinesinden su içirdi."[1]

SEKİZİNCİ MİSAL: Başta meşhur İbni Huzeyme, Sahih'inde, râviler Hazret-i Ömer'den naklediyorlar ki:

Gazve-i Tebük'te susuz kaldık. Hattâ bazılar devesini keser, susuzluktan içini sıkar, içerdi. Ebu Bekri's-Sıddık, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma dua etmek için rica etti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini kaldırdı; daha elini indirmeden bulut toplandı, yağmur öyle geldi ki, kaplarımızı doldurduk. Sonra su çekildi. Ordumuza mahsus olarak, hududumuzu tecavüz etmedi.[2] Demek, tesadüf içine karışmamış, sırf bir mucize-i Ahmediyedir (a.s.m.).

DOKUZUNCU MİSAL: Meşhur Abdullah ibni Amr ibni'l-Âs'ın hafidi ve dört imamın ona itimad edip ve ondan tahric-i hadis ettikleri Amr ibni Şuayb'dan, nakl-i sahihle haber veriyorlar ki:

Demiş: Nübüvvetten evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, amcası Ebu Talip ile deveye binip, Arafe civarında Zilhicaz nam-mevkie geldikleri vakit, Ebu Talip demiş: "Ben susadım." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm inmiş, yere ayağını vurmuş, su çıkmış, Ebu Talip içmiştir.[3]

Muhakkikînden birisi demiş ki: Şu hadise nübüvvetten evvel olduğundan, irhasat kabilinden olmakla beraber, bin sene sonra aynı yerde Arafat çeşmesi çıkması, o hadiseye binaen bir keramet-i Ahmediye (a.s.m.) sayılabilir.

İşte, şu dokuz misaller gibi, doksan misal olmasada, belki doksan surette rivayetler, mucizât-ı mâiyeyi haber vermişler. Baştaki yedi misal, mânevî tevatür gibi kat'î ve kuvvetlidirler. Âhirdeki iki misal, çendan o derece tarikleri kuvvetli ve müteaddit değil, râvileri çok değiller. Fakat sekizinci misalde Hazret-i Ömer'den rivayet olunan mucize-i sahâbiyeyi teyid ve takviye eden ikinci bir mucize-i sahâbiye, başta İmam-ı Beyhakî ve Hâkim olarak, kütüb-ü sahiha, Hazret-i Ömer'den haber veriyorlar ki:

Hazret-i Ömer, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan yağmur duasını niyaz etti. Çünkü ordu suya muhtaçtı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini kaldırdı. Birden bulut toplandı, yağmur geldi, ordunun ihtiyacı kadar su verdi, gitti.[4] Âdetâ, yalnız orduya su vermek için memurdu; geldi, ihtiyaca göre verdi, gitti.

Şu hadise, nasıl ki sekizinci misali teyid ve kat'î ispat eder. Öyle de, şu hadisede, meşhur allâmelerden ve tashihte çok müşkülpesent, hattâ çok sahihlere mevzu deyip kabul etmeyen İbni Cevzî gibi bir muhakkik der ki: "Şu hadise gazve-i meşhure-i Bedir'de vuku bulmuş.

[5]

âyet-i kerimesi o hadiseyi beyan edip ifade eder."

Madem âyet o hadiseyi gösterir; kat'iyetinde şüphe kalmaz. Hem dua-i Nebevî ile, birden ve sür'atle, daha elini indirmeden yağmurun gelmesi, çok tekerrür etmiş, tek başıyla bir mucize-i mütevatiredir. Bazı defa camide, minber üstünde elini kaldırmış, daha indirmeden yağmış; tevatürle nakledilmiş.

DOKUZUNCU İŞARET

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın envâ-ı mucizâtından birisi de, ağaçların insanlar gibi emrini dinlemeleri ve yerinden kalkıp yanına geldikleridir ki, şu mucize-i şeceriye, mübarek parmaklarından suyun akması gibi, mânen mütevatirdir.[6] Müteaddit suretleri var ve çok tariklerle gelmiştir.

 



[1] Buharî, Teyemmüm: 6, Menâkıb: 25; Müslim, Mesâcid: 312; Müsned, 4:434-435; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 4:216, 6:130.

[2] el-Heysemî, el-Mecmeu'z-Zevâid, 6:194; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 12:353; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:190; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:600; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:63; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 2:105.

[3] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:290; el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:29; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:15-20.

[4] el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:128; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:601; Süyûtî, ed-Dürerü'l-Mensûr, 3:170.

[5]  "Sizi temizlemek için üzerinize gökten yağmur indirmişti." (Enfal sûresi, 8:11.)

[6] Kettânî, Nazmü'l-Mütenâsir, s.137.