|
Mektubat
/ On Dokuzuncu Mektup - s.400 |
Hem, nakl-i sahih ile, o zamanda vücudu olmayan Basra[1] ve Bağdad'ın vücuda geleceklerini ve Bağdad'a dünya hazinelerinin gireceğini[2] ve Türkler [3] ve Bahr-i Hazar etrafındaki milletlerle Araplar muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecek, Araplara, Araplar içinde hâkim olacaklarını haber vermiş. Demiş ki:
Hem ferman etmiş ki:
diye, Emeviyenin Yezid ve Velid gibi şerir reislerinin fesadını haber vermiş.
Hem Yemâme gibi bir kısım yerlerde irtidat vuku bulacağını haber vermiş. [6]
Hem gazve-i meşhure-i Hendek'te ferman etmiş ki:
diye, "Bundan sonra onlar bana değil, belki ben onlara hücum edeceğim." Haber vermiş, haber verdiği gibi çıkmış.
Hem, nakl-i sahih ile, vefatından bir iki ay evvel ferman etmiş ki:
diye vefatını haber vermiş.
Hem Zeyd ibni Sûhan hakkında ferman etmiş ki:
Zeyd'den evvel bir uzvu şehid edileceğini haber vermiş. Bir zaman sonra, Nihavend harbinde bir eli kesilmiş. Demek, en evvel o el şehid olup mânen Cennete gitmiş.
İşte, bütün bahsettiğimiz umur-u gaybiye, on kısım envâ-ı mucizâtından birtek nevidir. O nev'in on kısmından bir kısmını söylemedik. Şimdi, bu kısımla beraber, i'câz-ı Kur'ân'a dair Yirmi Beşinci Sözde, gayet geniş ihbar-ı gayb nev'inin, dört nev'ini icmâlen beyan etmişiz. İşte buradaki nev'i ile beraber, Kur'ân'ın lisanıyla gaybdan haber verilen o dört büyük nev'i beraber düşün. Gör ki, ne kadar kat'î, şüphesiz, parlak, kuvvetli, kavî bir burhan-ı risalettir ki, bütün bütün kalbi, aklı bozulmayan, elbette iman edecek ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, Hâlık-ı Külli Şey ve Allâmü'l-Guyûb olan bir Zât-ı Zülcelâlin resulüdür ve Ondan haber alıyor.
YEDİNCİ NÜKTELİ İŞARET
Mucizât-ı Nebeviyenin bereket-i taam hususunda olan kısmından birkaç kat'î ve mânen mütevatir misaline işaret edeceğiz. Bahisten evvel bir mukaddime zikri münasiptir.
MUKADDİME: Şu gelecek bereketli mucizat misalleri, herbiri müteaddit tarikle, hattâ bazıları on altı tarikle sahih bir surette nakledilmiş. Ekserisi bir cemaat-i kesire huzurunda vuku bulmuş; o cemaat içinde muteber ve sadık insanlar onlardan bahsedip nakletmişler. Meselâ, "Sâ' denilen dört avuç taamdan yetmiş adam yemişler, tok olmuşlar" naklediyor. O yetmiş adam onun sözünü işitiyor, tekzip etmiyor. Demek sükûtla tasdik ediyorlar. Halbuki, o asr-ı sıdk ve hakikatte ve o hakperest ve ciddî ve doğru adam olan Sahabeler, zerre miktar yalanı görse, red ve tekzip ederler. Halbuki, bahsedeceğimiz vakıaları çoklar rivayet etmiş ve ötekiler de sükûtla tasdik etmişler. Demek, herbir hadise mânen mütevatir gibi kat'îdir.
Hem Sahabeler, Kur'ân'ın ve âyetlerin hıfzından sonra, en ziyade Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ef'al ve akvâlinin muhafazasına, bahusus ahkâma ve mucizâta dair ahvâline bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, tarih ve siyer şehadet ediyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait en küçük bir
[1] el-Elbânî, Sahîhu'l-Câmi'i's-Sağîr, 6:268, no. 7736; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, no. 5433.
[2] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:703; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 10:102; Tebrizî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, no. 5433.
[3] Buharî, Cihad:95 Müslim, Fiten: 64-66, Tirmizî Fiten:37 ve İbni Mâce Fiten: 36.
[4] "İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı günler yakındır. Onlar sizin malınızı ve herşeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize tokat indirecekler." Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:341; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:194; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:692; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 7:310; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; Müsned, 2:288, 296, 304, 324, 377, 520, 4:66, 5:38.
[5] "Ümmetimin helâki, Kureyş'in sefihlerinin elleriyle olacak." Buharî, Menâkıb: 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:479, 527, 572; Müsned, 2:288, 296, 301, 304, 324, 377, 520, 536, 4:66, 5:38; İbni Hibban, Sahih, 8:215, 252.
[6] Buharî, Menâkıb: 25, Meğâzi: 70, Ta'bîr: 40; Müslim, Rüyâ: 21, 22; Tirmizî, Rüyâ: 10; Müsned, 2:319; Beyhâkî, Delâliü'n-Nübüvve: 5:334-3366:358, 360, 524.
[7] Buharî, Meğâzî: 29; Müsned, 4:262, 6:394; İbni Hibban, Sahih, 6:272.
[8] "Allah bir kulunu serbest bıraktı. O da, Allah katındakini seçti." Buharî, Menâkıbu'l-Ensâr: 45; Salât: 80, Fedâilü's-Sahâbe: 3; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 2; Tirmizî, Menâkıb: 15; Ebû Dâvud, Mukaddime: 14; Müsned, 3:18, 478, 4:211, 5:139; İbni Hibban, Sahih, 8:200, 9:58.
[9] "Onun bir uzvu kendisinden önce Cennete gider." Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:702; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:214; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 9:398; Askâlânî, el-Metâlibü'l-Âliye, 4:91, no. 4047.