|
Mektubat
/ On Birinci Mektup - s.363 |
ON BİRİNCİ MEKTUP
Bu
Mektup mühim bir ilâç olup dört âyetin hazinesinden dört küçük cevherine işaret
eder.
AZİZ kardeşim,
Şu dört muhtelif meseleyi muhtelif vakitlerde
Kur'ân-ı Hakîm nefsime ders vermiş. Arzu eden kardeşlerim dahi bundan bir ders
veya bir hisse almaları için yazdım. Mebhas itibarıyla başka başka dört âyet-i
kerimenin hazine-i hakaikinden birer küçük cevher nümune olarak gösterilmiştir.
O dört mebhastan herbir mebhasın ayrı bir sureti, ayrı bir faydası var.
BİRİNCİ MEBHAS: [2]
Ey sû-i
vesveseden meyus nefsim! Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat, bir nevi
irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. İrtisam ise, eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa,
hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer: güneşin ziyası ve
harareti, aynadaki misaline geçtiği gibi. Eğer şerden ve kesiften olsa, aslın
hükmü ve hassası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez. Meselâ necis ve murdar
birşeyin aynadaki sureti ne necistir, ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz.
İşte şu sırra binaen, tasavvur-u küfür, küfür
değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. Hususan ihtiyarsız olsa ve farazî bir
tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır.
Hem ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaatin
mezhebinde birşeyin şer'an çirkinliği, pisliği, nehy-i İlâhî sebebiyledir.
Madem ki ihtiyarsız ve rızasız bir tahattur-u farazîdir, bir tedâi-yi
hayalîdir; nehiy ona taallûk etmez. O dahi ne kadar çirkin ve pis birşeyin sureti
dahi olsa, çirkin ve pis olmaz.
İKİNCİ MESELE: Barla Yaylası, Tepelice'de, çam, katran, karakavağın bir
meyvesi olup, Sözler mecmuasına yazıldığı için buraya yazılmamıştır.[3]
ÜÇÜNCÜ MESELE: Şu iki mesele, Yirmi Beşinci Sözün, i'câz-ı Kur'ân'a
karşı medeniyetin aczini gösteren misallerinden bir kısmıdır. Kur'ân'a muhalif
olan hukuk-u medeniyetin ne kadar haksız olduğunu ispat eden binler
misallerinden iki misal:
[4]
olan hükm-ü Kur'ânî, mahz-ı adalet olduğu gibi, ayn-ı
merhamettir.
Evet, adalettir. Çünkü, ekseriyet-i mutlaka
itibarıyla bir erkek, bir kadın alır, nafakasını taahhüt eder. Bir kadın ise,
bir kocaya gider, nafakasını ona yükler, irsiyetteki noksanını telâfi eder.
Hem merhamettir. Çünkü, o zaife kız,
pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Hükm-ü Kur'ân'a göre
o kız, pederinden endişesiz bir şefkat görür. Pederi, ona "benim
servetimin yarısını ellerin ve yabanilerin ellerine geçmesine sebep olacak
zararlı bir çocuk" nazarıyla endişe edip bakmaz. O şefkate, endişe ve
hiddet karışmaz. Hem kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himayet
görür. Kardeşi, ona "hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir
kısmını ellerin eline verecek bir rakip" nazarıyla bakmaz; o merhamete ve
himayete bir kin, bir iğbirar katmaz.
Şu halde, o fıtraten nazik, nazenin ve
hilkaten zaife ve nahife kız, sureten az birşey kaybeder; fakat, ona bedel,
akaribin şefkatinden, merhametinden tükenmez bir servet kazanır. Yoksa,
rahmet-i Haktan ziyade ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak
vermek, ona merhamet değil, şedit bir zulümdür. Belki, zaman-ı cahiliyette
gayret-i vahşiyâneye binaen kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarâne bir
zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyânesi, merhametsiz bir şenaate yol
açmak ihtimali vardır.
Bunun gibi, bütün ahkâm-ı Kur'âniye [5]
fermanını tasdik ediyorlar.
DÖRDÜNCÜ MESELE: [6]
İşte, mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından
fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor. Öyle de, valide
hakkında, hakkını kesmekle, daha dehşetli haksızlık ediyor.
Evet, rahmet-i Rabbâniyenin en hürmetli, en
halâvetli, en lâtif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i valide, hakaik-i
kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve valide, en
[1] Onun adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih
etmesin.
[2] "Muhakkak
ki şeytanın hilesi pek zayıftır." Nisâ Sûresi, 4:76.
[4] "Erkeğe iki
kız hissesi vardır." Nisâ Sûresi, 4:176.
[5] "Seni ancak
âlemlere rahmet olarak gönderdik." Enbiyâ Sûresi, 21:107.
[6] "Ölenin
annesi için altıda bir hisse vardır." Nisâ Sûresi, 4:11.