|
Sözler / Otuzuncu
Söz - s.250 |
melekûtun mâliki olan
Zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani, zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de
onundur.
Demek zerre-çünkü âcizdir,
yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur-bir Kadîr-i Mutlakın
ismiyle, emriyle kaim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı
külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere mânisiz
girmesi, tek bir Alîm-i Mutlakın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.
Evet, nasıl ki bir nefer,
takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ve hâkezâ, herbir
dairede birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi olduğunu ve o
nisbetleri, o vazifeleri bilmekle tevfik-i hareket etmek, nizamat-ı askeriye
tahtında talim ve talimat görmekle, bütün o dairelere kumanda eden birtek
kumandan-ı âzamın emrine ve kanununa tebaiyetle oluyor. Öyle de, herbir zerre,
birbiri içindeki mürekkebatta birer münasip vaziyeti, ayrı ayrı maslahatlı
birer nisbeti, ayrı ayrı muntazam birer vazifesi, ayrı ayrı hikmetli neticeleri
bulunduğundan, elbette o zerreyi, o mürekkebatta bütün nisbet ve vazifelerini
muhafaza edip netice ve hikmetleri bozmayacak bir tarzda yerleştirmek, bütün kâinat
kabza-i tasarrufunda olan bir Zâta mahsustur. Meselâ, Tevfik'inHAŞİYE gözbebeğinde yerleşen zerre, gözün
âsâb-ı muharrike ve hassâse ve şerâyin ve evride gibi damarlara karşı münasip
vaziyet alması; ve yüzde ve sonra başta ve gövdede, daha sonra heyet-i mecmua-i
insaniyede herbirisine karşı birer nisbeti, birer vazifesi, birer faydası
kemâl-i hikmetle bulunması gösteriyor ki, bütün o cismin bütün âzâsını icad
eden bir Zat o zerreyi o yerde yerleştirebilir. Ve bilhassa rızık için gelen
zerreler, rızık kafilesinde seyrüsefer eden o zerreler, o kadar hayretfezâ bir
intizam ve hikmetle seyr ü seyahat ederler ve öyle tavırlarda, tabakalarda
intizamperverâne geçip gelirler ve öyle şuurkârâne ayak atıp hiç şaşırmayarak
gele gele tâ beden-i zîhayatta dört süzgeçle süzülüp rızka muhtaç âzâ ve
hüceyrâtın imdadına yetişmek için kandaki küreyvât-ı hamrâya yüklenip bir
kanun-u keremle imdada yetişirler. Ondan bilbedâhe anlaşılır ki, şu zerreleri
binler muhtelif menzillerden geçiren, sevk eden, elbette ve elbette bir Rezzâk-ı
Kerîm, bir Hallâk-ı Rahîmdir ki, kudretine nisbeten zerreler, yıldızlar omuz
omuza müsavidirler.
Hem herbir zerre öyle bir
nakş-ı san'atta işler ki, ya bütün zerratla münasebettar, herbirisine ve
umumuna hem hâkim ve hem herbirisine ve umumuna mahkûm bir vaziyette
bulunmakla, o hayretfezâ san'atlı nakşı ve hikmetnümâ nakışlı san'atı bilir ve
icad eder-bu ise binler defa muhaldir-veya bir Sâni-i Hakîmin kanun-u kader ve
kalem-i kudretinden çıkan harekete memur birer noktadır. Nasıl ki, meselâ Ayasofya
kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve san'atına tâbi olmazlarsa, herbir
taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san'atında bir mahareti ve sair taşlara hem
mahkûm, hem hâkim olmak, yani, "Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için baş
başa vereceğiz" diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır. Öyle de, binler
defa Ayasofya kubbesinden daha san'atlı, daha hayretli ve hikmetli olan
masnuattaki zerreler, Kâinat Ustasının emrine tâbi olmazlarsa, herbirine Sâni-i
Kâinatın evsâfı kadar evsâf-ı kemal verilmesi lâzım gelir.
Feyâ sübhanallah! Zındık
maddiyyun gâvurlar, bir Vâcibü'l-Vücudu kabul etmediklerinden, zerrat adedince
bâtıl âliheleri kabul etmeye, mezheplerine göre muztar kalıyorlar. İşte, şu
cihette münkir kâfir ne kadar filozof, âlim de olsa, nihayet derecede bir
cehl-i azîm içindedir, bir eçhel-i mutlaktır.
ÜÇÜNCÜ NOKTA
Şu Nokta, Birinci
Noktanın âhirinde vaad olunan altıncı hikmet-i azîmeye bir işarettir. Şöyle ki:
Yirmi Sekizinci Sözün
ikinci sualinin cevabındaki haşiyede denilmişti ki: Tahavvülât-ı zerrâtın ve
zîhayat cisimlerde zerrat harekâtının binler hikmetlerinden bir hikmeti dahi
zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye binasına lâyık zerreler olmak için
hayattar ve mânidar olmaktır. Güya cism-i hayvanî ve insanî, hattâ nebatî,
terbiye dersini almak için gelenlere bir misafirhane, bir kışla, bir mektep
hükmündedir ki, câmid zerreler ona girerler, nurlanırlar. Adeta bir talim ve
talimata mazhar olurlar, letâfet peydâ ederler. Birer vazifeyi görmekle, âlem-i
bekaya ve bütün eczasıyla hayattar olan dâr-ı âhirete zerrat olmak için liyakat
kesb ederler.
Sual: Zerrâtın
harekâtında şu hikmetin bulunması neyle bilinir?
Elcevap: Evvelâ, bütün masnuatın
bütün intizamatıyla ve hikmetleriyle sabit olan Sâniin hikmetiyle bilinir.
Çünkü, en cüz'î bir şeye küllî hikmetleri takan bir hikmet, seyl-i kâinatın
içinde en büyük faaliyet gösteren ve hikmetli nakışlara