|
Sözler / Yirmi Beşinci Söz s.194 |
İşte, Kur'ân der: Cenâb-ı
Hak Semî-i Mutlaktır; herşeyi işitir. Hattâ, en cüz'î bir macera olan ve zevcinden
teşekkî eden bir zevcenin sana karşı mücadelesini Hak ismiyle işitir. Hem
rahmetin en lâtif cilvesine mazhar ve şefkatin en fedakâr bir hakikatine maden
olan bir kadının haklı olarak zevcinden dâvâsını ve Cenâb-ı Hakka şekvâsını,
umur-u azîme suretinde, Rahîm ismiyle, ehemmiyetle işitir ve Hak ismiyle,
ciddiyetle bakar.
İşte, bu cüz'î maksadı
küllîleştirmek için, mahlûkatın en cüz'î bir hadisesini işiten, gören, kâinatın
daire-i imkânîsinden hariç bir Zat, elbette herşeyi işitir, herşeyi görür bir
zat olmak lâzım gelir. Ve kâinata Rab olan, kâinat içinde mazlum, küçük
mahlûkların dertlerini görmek, feryatlarını işitmek gerektir. Dertlerini
görmeyen, feryatlarını işitmeyen, Rab olamaz. Öyleyse,
cümlesiyle
iki hakikat-i azîmeyi tesbit eder.
Hem meselâ,
İşte, Kur'ân, Resul-i
Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın miracının mebdei olan, Mescid-i Haramdan
Mescid-i Aksâya olan seyeranını zikrettikten sonra,
der.
daki zamir, ya Cenâb-ı Hakkadır
veyahut Peygamberedir.
Peygambere göre olsa,
şöyle oluyor ki: "Bu seyahat-i cüz'îde bir seyr-i umumî, bir uruc-u küllî
var ki, tâ Sidretü'l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar merâtib-i külliye-i
esmâiyede gözüne, kulağına tezahür eden âyât-ı Rabbâniyeyi ve acaib-i san'at-ı
İlâhiyeyi işitmiş, görmüştür" der. O küçük, cüz'î seyahati, küllî ve
mahşer-i acaip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.
Eğer zamir Cenâb-ı Hakka
râci olsa şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip bir
vazife ile tavzif etmek için Mescid-i Haramdan mecma-ı enbiya olan Mescid-i
Aksâya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün enbiyaların usul-ü dinlerine
vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve
melekûtunda gezdirdi. İşte, çendan o zat bir abddir; bir mirac-ı cüz'îde
seyahat eder. Fakat bu abdde, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberdir.
Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i
ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendi
zâtını, "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder-tâ o
emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul hikmetlerini göstersin.
Hem meselâ,
İşte, şu sûrede,
"Semâvat ve arzın Fâtır-ı Zülcelâli, semâvat ve arzı öyle bir tarzda
tezyin edip âsâr-ı kemâlini göstermekle, hadsiz seyircilerinden Fâtırına hadsiz
medh ü senâlar ettiriyor. Ve öyle de hadsiz nimetlerle süslendirmiş ki, semâ ve
zemin bütün nimetlerin ve nimet-dîdelerin lisanlarıyla o Fâtır-ı Rahmân'ına
nihayetsiz hamd ve sitayiş ederler" dedikten sonra, yerin şehirleri ve
memleketleri içinde Fâtırın verdiği cihazat ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden
insanlarla hayvânat ve tuyur gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî
memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için, o memleketin
sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zât-ı Zülcelâl, elbette herşeye kadîr
olmak lâzım gelir. Bir sineğe bir meyveden bir meyveye, bir serçeye bir ağaçtan
bir ağaca uçmak kanadını veren, Zühreden Müşteriye, Müşteriden Zuhale uçacak
kanatları O veriyor.
Hem melâikeler, sekene-i
zemin gibi cüz'iyete münhasır değiller. Bir mekân-ı muayyen onları
kaydedemiyor. Bir vakitte dört veya daha ziyade yıldızlarda bulunduğuna işaret,
kelimeleriyle
tafsil verir.
İşte, şu hadise-i cüz'iye
olan "melâikeleri kanatlarla teçhiz etmek" tabiriyle, gayet küllî ve
umumî
[1] "Kocası hakkında sana müracaat eden ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitti. Zaten Allah sizin konuşmalarınızı işitiyordu. Muhakkak ki Allah herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür." Mücâdele Sûresi, 58:1.
[2] "Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir." İsrâ Sûresi, 17:1.
[3] "Hamd o Allah'a mahsustur ki, gökleri ve yeri yoktan yaratmış, melekleri de ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılmıştır. O, yarattıkları için neyi dilerse onu arttırır. Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kadirdir." Fâtır Sûresi, 35:1.