|
Sözler / Yirmi Beşinci Söz s.186 |
Daha bir parça ileri bir
tabakanın hisse-i fehmi: Cenâb-ı Hak, mevcudata karşı, tevlid ve tevellüdü işmam
edecek bütün rabıtalardan münezzehtir. Şerik ve muinden ve hemcinsten
müberrâdır. Belki mevcudata karşı nisbeti, hallâkıyettir. Emr-i kün
feyekûn ile, irade-i
ezeliyesiyle, ihtiyarıyla icad eder. İcabî ve ıztırarî ve sudur-u gayr-ı
ihtiyarî gibi münâfi-i kemal herbir rabıtadan münezzehtir.
Daha yüksek bir tabakanın hisse-i fehmi: Cenâb-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve âhirdir. Hiçbir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'âlinde naziri, küfvü, şebîhi, misli, misali, mesîli yoktur. Yalnız, ef'âlinde, şuûnunda, teşbihi ifade eden mesel var. Ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ.
Bu tabakata ârifîn
tabakası, ehl-i aşk tabakası, sıddıkîn tabakası gibi ayrı ayrı hisse
sahiplerini kıyas edebilirsin.
İkinci misal: Meselâ,
[1]
Tabaka-i ûlânın şundan hisse-i fehmi
şudur ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı ve
"veledim" hitabına mazhar olan Zeyd, izzetli zevcesini kendine küfüv
bulmadığı için tatlik etmiş; Allah'ın emriyle, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm almış. Âyet der: "Peygamber size evlâdım dese, risalet cihetiyle
söyler. Şahsiyet itibarıyla pederiniz değil ki, aldığı kadınlar ona münasip
düşmesin."
İkinci tabakanın hisse-i
fehmi şudur ki: Bir büyük âmir, raiyetine pederâne şefkatle bakar. Eğer o âmir,
zâhir ve bâtın bir padişah-ı ruhanî olsa, o vakit merhameti pederin yüz defa
şefkatinden ileri gittiğinden, o raiyetin efradı, onun hakikî evlâdı gibi, ona
peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı zevc nazarına inkılâb edemediğinden, kız
nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden, efkâr-ı âmmede Peygamber
(a.s.m.) mü'minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediğinden, Kur'ân der:
"Peygamber (a.s.m.) merhamet-i İlâhiye nazarıyla size şefkat eder,
pederâne muamele yapar. Risalet namına siz onun evlâdı gibisiniz. Fakat
şahsiyet-i insaniyet itibarıyla pederiniz değildir ki, sizden zevce alması
münasip düşmesin."
Üçüncü kısım şöyle
fehmeder ki: Peygambere (a.s.m.) intisap edip onun kemâlâtına istinad ederek
onun pederâne şefkatine itimad edip kusur ve hatîat etmemelisiniz demektir.
Evet, çoklar var ki, büyüklerine ve mürşidlerine itimad edip tembellik eder.
Hattâ bazan "Namazımız kılınmış" der (bir kısım Alevîler gibi).
Dördüncü nükte: Bir
kısım, şu âyetten şöyle bir işaret-i gaybiye fehmeder ki: Peygamberin (a.s.m.) evlâd-ı
zükûru rical derecesinde kalmayıp, rical olarak nesli, bir hikmete binaen
kalmayacaktır. Yalnız, "rical" tabirinin ifadesiyle, nisânın pederi
olduğunu işaret ettiğinden, nisâ olarak nesli devam edecektir. Felillâhilhamd,
Hazret-i Fâtıma'nın nesl-i mübareki, Hasan ve Hüseyin gibi iki nuranî
silsilenin bedr-i münevveri, şems-i nübüvvetin mânevî ve maddî neslini idame
ediyorlar.
Birinci Şule, Üç Şua ile
hitama erdi.