|
Sözler / Yirminci Söz - s.108 |
Elcevap: Çünkü
medeniyet-i beşeriye harikalarının hakları, bahs-i Kur'ânîde o kadar olabilir. Zira
Kur'ân'ın vazife-i asliyesi, daire-i Rububiyetin kemâlât ve şuûnâtını ve
daire-i ubudiyetin vezâif ve ahvâlini tâlim etmektir. Öyleyse, şu havârık-ı
beşeriyenin o iki
dairede hakları, yalnız bir zayıf remiz, bir hafif işaret, ancak düşer. Çünkü
onlar daire-i Rububiyetten haklarını isteseler, o vakit pek az hak alabilirler.
Meselâ, tayyare-i beşerHAŞİYE 1 Kur'ân'a dese: "Bana bir hakk-ı kelâm ver,
âyâtında bir mevki ver." Elbette, o daire-i Rububiyetin tayyareleri olan seyyârât,
arz, kamer, Kur'ân namına diyecekler: "Burada cirmin kadar bir mevki
alabilirsin."
Eğer beşerin
tahtelbahirleri âyât-ı Kur'âniyeden mevki isteseler, o dairenin
tahtel-bahirleri, yani, bahr-i muhit-i havâîde ve esir denizinde yüzen zemin ve
yıldızlar ona diyecekler: "Yanımızda senin yerin görünmeyecek derecede
azdır."
Eğer elektriğin parlak,
yıldız-misal lâmbaları hakk-ı kelâm isteyerek âyetlere girmek isteseler, o
dairenin elektrik lâmbaları olan şimşekler, şahaplar ve gökyüzünü
ziynetlendiren yıldızlar ve misbahlar diyecekler: "Işığın nisbetinde bahis
ve beyana girebilirsin."
Eğer havârık-ı medeniyet, dekaik-ı san'at cihetinde haklarını isterlerse ve âyetlerden makam talep ederlerse, o vakit birtek sinek onlara "Susunuz," diyecek. "Benim bir kanadım kadar hakkınız yoktur. Zira sizlerdeki, beşerin cüz-ü ihtiyarıyla kesb edilen bütün ince san'atlar ve bütün nazik cihazlar toplansa, benim küçücük vücudumdaki ince san'at ve nazenin cihazlar kadar acip olamaz.
ilh. âyeti sizi susturur."
Eğer o harikalar, daire-i
ubudiyete gidip o daireden haklarını isterlerse, o zaman o daireden şöyle bir
cevap alırlar ki:
"Sizin münasebetiniz
bizimle pek azdır ve dairemize kolay giremezsiniz. Çünkü programımız budur ki:
Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır; ve vazifesi çok bir
misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levâzımâtı tedarik
etmekle mükelleftir. En ehem ve en elzem işler takdim edilecektir. Halbuki siz,
ekseriyet itibarıyla, şu fâni dünyayı bir makarr-ı ebedî nokta-i nazarında ve
gaflet perdesi altında, dünyaperestlik hissiyle işlenmiş bir suret, sizde
görülüyor. Öyleyse, hakperestlik ve âhireti düşünmeklik esasları üzerine
müesses olan ubudiyetten hisseniz pek azdır.
"Lâkin, eğer
kıymettar bir ibadet olan, sırf menfaat-i ibâdullah için ve menâfi-i umumiye ve
istirahat-i âmmeye ve hayat-ı içtimaiyenin kemâline hizmet eden ve elbette
ekalliyet teşkil eden muhterem san'atkârlar ve mülhem keşşaflar, arkanızda ve
içinizde varsa, o hassas zatlara şu remiz ve işârât-ı Kur'âniye, sa'ye teşvik
ve san'atlarını takdir etmek için, elhak kâfi ve vâfidir."
İkinci suale cevap:
Eğer desen: "Şimdi,
şu tahkikattan sonra şüphem kalmadı ve tasdik ettim ki, Kur'ân'da, sair
hakaikle beraber, medeniyet-i hazıranın harikalarına ve belki daha ilerisine
işaret ve remiz vardır. Dünyevî ve uhrevî saadet-i beşere lâzım olan herşey,
değeri nisbetinde içinde bulunur. Fakat niçin Kur'ân onları sarahatle
zikretmiyor-tâ muannit kâfirler dahi tasdike mecbur olsunlar, kalbimiz de rahat
olsun?"
Elcevap: Din bir
imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir. Tâ, ervâh-ı âliye ile ervâh-ı
sâfile, müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir madene ateş
veriliyor, tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de, bu
dâr-ı imtihanda olan teklifât-ı İlâhiye bir iptilâdır ve bir müsabakaya sevktir
ki, istidad-ı beşer madeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye
birbirinden tefrik edilsin.
Madem Kur'ân, bu dâr-ı imtihanda, bir tecrübe suretinde, bir müsabaka meydanında, beşerin tekemmülü için nâzil olmuştur. Elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umur-u gaybiye-i istikbaliyeye yalnız işaret edecek ve hüccetini ispat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarahaten zikretse, sırr-ı teklif bozulur. Adeta gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan Lâ ilâhe illâllah yazmak misilli bir bedâhete girecek. O zaman herkes ister istemez tasdik edecek. Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruhla elmas gibi bir ruhHAŞİYE 2 beraber kalacaklar.
Elhasıl: Kur'ân-ı Hakîm, hakîmdir; herşeye
kıymeti nisbetinde bir makam verir. İşte Kur'ân, bin üç yüz sene evvel,
istikbalin zulümatında müstetir ve gaybî olan semerat ve terakkiyât-ı
insaniyeyi
HAŞİYE 1 Şu ciddî meseleyi yazarken, ihtiyarsız olarak, kalemim üslûbunu şu lâtif lâtifeye çevirdi. Ben de kalemimi serbest bıraktım. Ümit ederim ki, üslûbun lâtifeliği meselenin ciddiyetine halel vermesin.
[1] "Allah'ı bırakıp da taptıklarınızın hepsi bir araya gelse, bir sinek bile yaratamazlar." Hac Sûresi, 22:73.
HAŞİYE 2 Ebû Cehil-i Lâin ile Ebu Bekir-i Sıddık, müsavi görünecek. Sırr-ı teklif zâyi olacak...