|
Sözler / Yirminci Söz - s.102 |
İşte, enbiyaların mânevî
kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi,
mucizatlarından bahis dahi, onların nazirelerine yetişmeye ve taklitlerini
yapmaya bir teşviki işmam ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi,
maddî kemâlâtı ve harikaları dahi, en evvel mucize eli nev-i beşere hediye
etmiştir. İşte, Hazret-i Nuh'un (aleyhisselâm) bir mucizesi olan sefine ve
Hazret-i Yusuf'un (aleyhisselâm) bir mucizesi olan saati, en evvel beşere
hediye eden, dest-i mucizedir. Bu hakikate lâtif bir işarettir ki,
san'atkârların ekseri, herbir san'atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor.
Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh'u (aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yusuf'u
(aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris'i (aleyhisselâm)...
Evet, madem Kur'ân'ın
herbir âyeti çok vücuh-u irşadî ve müteaddit cihât-ı hidayeti olduğunu ehl-i tahkik
ve ilm-i belâgat ittifak etmişler. Öyleyse, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın en
parlak âyetleri olan mucizât-ı enbiya âyetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak
değil; belki onlar çok maânî-yi irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mucizât-ı
enbiyayı zikretmesiyle, fen ve san'at-ı beşeriyenin nihayet hududunu çiziyor.
En ileri gayâtına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin
arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor. Zaman-ı mazi, zaman-ı
müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının aynası olduğu gibi; müstakbel
dahi, mazinin tarlası ve ahvâlinin aynasıdır. Şimdi, misal olarak, o çok vâsi
menbadan yalnız birkaç nümunelerini beyan edeceğiz.
Meselâ, Hazret-i Süleyman
Aleyhisselâmın bir mucizesi olarak teshir-i havayı beyan eden
[1]
âyeti, "Hazret-i Süleyman, bir günde
havada tayeran ile iki aylık bir mesafeyi kat etmiştir" der. İşte, bunda
işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat etsin.
Öyleyse, ey beşer! Madem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş.
Cenâb-ı Hak, şu âyetin
lisanıyla mânen diyor: "Ey insan! Bir abdim hevâ-i nefsini terk ettiği
için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavânîn-i
âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz."
Hem Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mucizesini beyan eden
[2]
ilh.; bu âyet işaret ediyor ki,
zemin tahtında gizli olan rahmet hazinelerinden, basit aletlerle istifade
edilebilir. Hattâ taş gibi bir sert yerde, bir asâ ile âb-ı hayat celb
edilebilir. İşte, şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: Rahmetin en lâtif feyzi
olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyleyse haydi, çalış, bul.
Cenâb-ı Hak, şu âyetin
lisan-ı remziyle, mânen diyor ki: "Ey insan! Madem Bana itimat eden bir
abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla
çeker. Sen de benim kavânîn-i rahmetime istinat etsen, şöyle ona benzer veyahut
ona yakın bir aleti elde edebilirsin. Haydi, et!"
İşte, beşer
terakkiyâtının mühimlerinden birisi, bir aletin icadıdır ki, ekser yerlerde
vurulduğu vakit suyu fışkırtıyor. Şu âyet, ondan daha ileri nihâyât ve gayât-ı
hududunu çizmiştir. Nasıl ki evvelki âyet, şimdiki halihazır tayyareden çok
ileri nihayetlerinin noktalarını tayin etmiştir.
Hem meselâ, Hazret-i İsâ
Aleyhisselâmın bir mucizesine dair:
Kur'ân, Hazret-i İsâ
Aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarihan teşvik eder.
Öyle de, şu elindeki san'at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor.
İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyleyse,
ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa
olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat
rengi vermek mümkündür.
Cenâb-ı Hak, şu âyetin
lisan-ı işaretiyle, mânen diyor ki: "Ey insan! Benim için dünyayı terk
eden bir abdime iki hediye verdim: biri mânevî dertlerin dermanı, biri de maddî
dertlerin ilâcı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi
hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i
hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan
bulursun."
[1] "Rüzgârı da Süleyman'a boyun eğdirdik ki, sabahtan bir aylık, öğleden sonra da bir aylık yol giderdi." Sebe' Sûresi, 34:12.
[2] "Mûsâ'ya 'Vur asânı taşa' buyurduk. Asâsını vurduğu yerden, on iki pınar fışkırıverdi." Bakara Sûresi, 2:60.
[3] "Allah'ın izniyle, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim." Âl-i İmrân Sûresi, 3:49.