|
Sözler / On
Dokuzuncu Söz - s.95 |
Şuâât-ı Mârifetü'n-Nebî namındaki Türkçe bir risalede ve On Dokuzuncu Mektupta ve şu Sözde icmâlen işaret ettiğimiz delâil-i nübüvvet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan etmişim. Hem onda Kur'ân-ı Hakîmin vücuh-u i'câzı icmâlen zikredilmiş. Yine Lemeât namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Sözde Kur'ân'ın kırk vecihle mucize olduğunu icmâlen beyan ve kırk vücuh-u i'câzına işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda olan belâgati, İşârâtü'l-İ'câz namındaki bir tefsir-i Arabîde, kırk sayfa içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.
ON
DÖRDÜNCÜ REŞHA
Mahzen-i mucizat ve
mucize-i kübrâ olan Kur'ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile
vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat'î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet
bırakmıyor. Biz de onun tarifine ve medar-ı tenkit olmuş bir iki lem'a-i
i'câzına işaret ederiz.
İşte, Rabbimizi bize
tarif eden Kur'ân-ı Hakîm,
· şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir
tercüme-i ezeliyesi,
· şu sahâif-i arz ve semâda müstetir
künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşafı,
· şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer
hakaikın miftâhı,
· şu âlem-i şehadet perdesi arkasındaki
âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliyenin
hazinesi,
· şu âlem-i mâneviye-i İslâmiyenin güneşi, temeli, hendesesi,
· âlem-i uhreviyenin haritası,
· Zât ve sıfât ve şuûn-u İlâhiyenin
kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı nâtıkı, tercüman-ı sâtıı,
· şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,
hikmet-i hakikîsi, mürşid ve hâdîsi,
· hem bir kitab-ı hikmet ve şeriat,
· hem
bir kitab-ı dua ve ubudiyet,
· hem bir kitab-ı emir ve davet,
· hem bir kitab-ı zikir ve marifet
gibi,
· bütün hâcât-ı mâneviyesine karşı
birer kitap ve bütün muhtelif ehl-i mesâlik ve meşârib olan evliya ve
sıddıkînin, asfiya ve muhakkikînin herbirinin meşreplerine lâyık birer risale
ibraz eden bir kütüphane-i mukaddesedir.
Sebeb-i kusur tevehhüm
edilen tekraratındaki lem'a-i i'câza bak ki: Kur'ân hem bir kitab-ı zikir, hem
bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı davet olduğundan, içinde tekrar müstahsendir,
belki elzemdir ve eblâğdır. Ehl-i kusurun zannı gibi değil. Zira, zikrin şe'ni,
tekrar ile tenvirdir. Duanın şe'ni, terdad ile takrirdir. Emir ve davetin
şe'ni, tekrar ile tekittir.
Hem herkes her vakit bütün Kur'ân'ı okumaya muktedir olamaz, fakat bir sûreye galiben muktedir olur. Onun için, en mühim makasıd-ı Kur'âniye ekser uzun sûrelerde derc edilerek, herbir sûre bir küçük Kur'ân hükmüne geçmiş. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için, tevhid ve haşir