|
Sözler / On
Dördüncü Söz - s.68 |
Altıncı sualin
tetimmesi ve haşiyesi:
Ehl-i dalâlet ve ilhad, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele
ve mümanaat etmek için, o derece garip bir temerrüd ve acip bir hamâkat
gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder. Meselâ, bu âhirde beşerin
bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyanından, kâinat ve
anâsır-ı külliye kızdıklarından; ve Hâlık-ı Arz ve Semavat dahi, değil hususî
bir Rububiyet, belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkimi
haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecellî ile, kâinatın heyet-i mecmuasında ve
Rububiyetin daire-i külliyesinde nev-i insanı uyandırmak ve dehşetli
tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri Kâinat Sultanını tanıttırmak
için, emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten, zelzeleyi, fırtınayı ve
harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev-i insanın yüzüne çarparak onunla
hikmetini, kudretini, adaletini, kayyumiyetini, iradesini ve hâkimiyetini pek
zahir bir surette gösterdiği halde; insan suretinde bir kısım ahmak şeytanlar
ise, o küllî işârât-ı Rabbâniyeye ve terbiye-i İlâhiyeye karşı eblehâne bir
temerrüdle mukabele edip diyorlar ki, "Tabiattır, bir madenin
patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki,
Amerika'da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilâyeti cevvinde
ve havasında semayı kızartmış, yangın suretini vermiş" diye, mânâsız hezeyanlar
ediyorlar.
Dalâletten gelen hadsiz
bir cehalet ve zındıkadan neş'et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle,
bilmiyorlar ki, esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi
bir çam ağacının cihazatını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz
fabrika ve tezgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir; "İşte bu ağaç bundan
çıkmış" diye, Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mucizâtı inkâr eder
misilli, bazı zahirî sebepleri irâe eder. Hâlıkın ihtiyar ve hikmetle işlenen
pek büyük bir fiil-i rububiyetini hiçe indirir. Bazan gayet derin ve bilinmez
ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikate fennî bir nam
takar. Güya o nam ile mahiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı!
İşte, gel, belâhet ve
hamâkatin nihayetsiz derecelerine bak ki, yüz sayfa ile tarif edilse ve
hikmetleri beyan edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-i
meçhuleye bir nam takar; malûm bir şey gibi, "Bu budur" der. Meselâ, "Güneşin
bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır."
Hem birer irade-i külliye
ve birer ihtiyar-ı âmm ve birer hâkimiyet-i nev'iyenin ünvanları bulunan ve
"âdetullah" namıyla yad edilen fıtrî kanunların birisine, hususî
ve kasdî bir hadise-i Rububiyeti ircâ eder. O ircâ ile, onun nisbetini irade-i
ihtiyariyeden keser; sonra tutar, tesadüfe, tabiata havale eder, Ebu Cehil'den
ziyade muzaaf bir echeliyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli
harbini bir nizam ve kanun-u
askeriyeye isnad edip kumandanından, padişahından, hükûmetinden ve kasdî
harekâttan alâkasını keser misilli, âsi bir divane olur.
Hem meyvedar bir ağacın
bir çekirdekten icadı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından, çok
mucizatlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları
yapsa, bir adam o odun parçasını gösterip dese, "Bu işler tabiî ve
tesadüfî olarak bundan olmuş"; o ustanın harika san'atlarını, hünerlerini
hiçe indirse, ne derece bir hamâkattir. Aynen öyle de...
Yedinci sual: Bu
hadise-i arziye, bu memleketin ahali-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef
etmesi neyle anlaşılıyor? Ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyade
ilişiyor?
Elcevap: Bu hadise
hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazan'ın
hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması, hem tahribatından intibaha
gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için o zelzelenin devam etmesi
gibi çok emarelerin delâletiyle, bu hadise ehl-i imanı hedef edip, onlara
bakıp, namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor.
Biçare Erzincan gibi
yerlerde daha ziyade sarsmasının iki vechi var:
Biri: Hataları az
olmak cihetiyle, temizlemek için tâcil edildi.
İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlûp olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle, en evvel oraları tokatladı ihtimali var. Lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah[1].
ba