|
Sözler / On Dördüncü Söz - s.66 |
Hem kendini başıboş
zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız,
gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Zelzele gibi
vakıalar olan şu hadisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller. Meselâ, zemine nebatat ve hayvanat envâından
giydirilen, birbiri üstünde, birbiri içinde gayet muntazam ve gayet münakkaş
gömlekler, baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez
olduklarını gördüğün ve gayet âli gayeler içinde kemâl-i intizamla meczup mevlevî gibi devredip
döndürmesini bildiğin halde, nasıl oluyor ki, küre-i arzın, benî Âdemden,
bahusus ehl-i imandan beğenmediği bir kısım etvâr-ı gafletin sıklet-i
mâneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele gibiHAŞİYE
1 mevtâlûd hadisat-ı hayatiyesini, bir mülhidin neşrettiği gibi
gayesiz, tesadüfî zannederek, bütün musibetzedelerin elîm zayiatını bedelsiz,
hebâen mensur gösterip müthiş bir ye'se atarlar. Hem büyük bir hata, hem büyük
bir zulüm ederler. Belki öyle hadiseler, bir Hakîm-i Rahîmin emriyle, ehl-i
imanın fâni malını sadaka hükmüne çevirip ibka etmektir ve küfran-ı nimetten
gelen günahlara kefarettir.
Nasıl ki bir gün gelecek,
şu musahhar zemin, yüzünün ziyneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd, şükürsüz
görüp çirkin bulur. Hâlıkın emriyle, büyük bir zelzele ile bütün yüzünü siler, temizler.
Allah'ın emriyle ehl-i şirki Cehenneme döker; ehl-i şükre "Haydi, Cennete
buyurun" der.
ba
On Dördüncü Sözün Zeyli
ŞU SÛRE kat'iyen ifade ediyor ki, küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bazan da titriyor.
Mânevî ve ehemmiyetli bir
canipten, şimdiki zelzele münasebetiyle, altı yedi cüz'î suale karşı, yine
mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet
ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmalen kısacık yazılacak.
Birinci sual: Bu
büyük zelzelenin maddî musibetinden daha elîm, mânevî bir musibeti olarak, şu
zelzelenin devamından gelen korku ve meyusiyet, ekser halkın ekser memlekette
gece istirahatini selb ederek dehşetli bir azap vermesi nedendir?
Yine mânevî cevap: Şöyle
denildi ki, Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş'e ve sürurla,
sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bazan kızların sesleriyle, radyo
ağzıyla bu mübarek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde cazibedârâne
işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.
İkinci sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu
semavî tokat başlarına gelmiyor, bu biçare Müslümanlara iniyor?
Elcevap: Büyük hatalar ve cinayetler tehirle büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler tâcille küçük merkezlerde verildiği gibi, mühim bir hikmete binaen, ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı âzamı Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre tehir edilerek, ehl-i imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir.HAŞİYE 2
Üçüncü sual: Bazı eşhâsın
hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi
nedir?
HAŞİYE 1 İzmir'in zelzelesi münasebetiyle yazılmıştır.
[1] "Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. Ve insan 'Ne oluyor buna?' der. O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir." Zilzal Sûresi, 99:1-5.
HAŞİYE 2 Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor.