|
Sözler / Onuncu
Söz - s.40 |
kadar kuvveti bulunmayan vâhi vehimler, ne haddi var ki kapatabilsin?
ba
Geçen Hakikatlerden anlaşıldı
ki, haşir meselesi öyle râsih bir hakikattir ki, küre-i arzı yerinden
kaldıracak, kırıp atacak bir kuvvet o hakikati sarsamaz. Zira, o hakikati
Cenâb-ı Hak bütün esmâ ve sıfâtının iktizasıyla tesbit ediyor. Ve Resul-i
Ekremi bütün mucizat ve berâhiniyle tasdik ediyor. Ve Kur'ân-ı Hakîm bütün
hakaik ve âyâtıyla onu ispat ediyor. Ve şu kâinat bütün âyât-ı tekviniye ve
şuûnât-ı hakîmânesiyle şehadet ediyor. Acaba hiç mümkün müdür ki, haşir
meselesinde Vâcibü'l-Vücud ile bütün mevcudat-kâfirler müstesna olarak-ittifak
etmiş olsun; kıl kadar kuvveti olmayan şüpheler, şeytanî vesveseler, o dağ gibi
hakikat-i râsiha-i âliyeyi sarssın, yerinden kaldırsın? Hâşâ ve kellâ!
Sakın zannetme, delâil-i
haşriye bahsettiğimiz On İki Hakikate münhasırdır. Hayır, belki yalnız Kur'ân-ı
Hakîm, geçen şu On İki Hakikatleri bize ders verdiği gibi, daha binler vücuha
işaret edip, herbir vecih kavî bir emaredir ki, Hâlıkımız bizi bu dar-ı fâniden
bir dar-ı bâkiye nakledecektir.
Hem sakın zannetme ki,
haşri iktiza eden esmâ-i İlâhiye, bahsettiğimiz gibi yalnız Hakîm, Kerîm,
Rahîm, Âdil, Hafîz isimlerine münhasırdır. Hayır, belki kâinatın tedbirinde
tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye âhireti iktiza eder, belki istilzam eder.
Hem zannetme ki, haşre
delâlet eden kâinatın âyât-ı tekviniyesi şu geçen bahsettiğimize münhasırdır.
Hayır, belki ekser mevcudatta sağa sola açılır perdeler gibi vecih ve
keyfiyetleri vardır ki, bir vechi Sânie şehadet ettiği gibi, diğer vechi de
haşre işaret eder. Meselâ, insanın ahsen-i takvimdeki hüsn-ü masnuiyeti Sânii
gösterdiği gibi, o ahsen-i takvimdeki kabiliyet-i camiasıyla kısa bir zamanda
zeval bulması, haşri gösterir. Bazı kere bir vecihle iki nazarla bakılsa, hem
Sânii, hem haşri gösterir. Meselâ, ekser eşyada görünen hikmetin tanzimi,
inayetin tezyini, adaletin tevzini ve rahmetin taltifi, nasıl ki mahiyetlerine
bakılsa bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Âdil, Rahîmin dest-i kudretinden çıktığını
gösterirler. Onun gibi, bunların kuvveti ve hadsizlikleriyle beraber şunların
mazharları olan şu fâni mevcudatın ehemmiyetsiz ve az yaşamasına bakılsa,
âhiret görünür.
Demek ki, herşey lisan-ı
hal ile "Âmentü billâhi ve bi'l-yevmi'l-âhir" okuyor ve
okutturuyor.
Hâtime
GEÇEN ON İKİ HAKİKAT,
birbirini teyid eder, birbirini tekmil eder, birbirine kuvvet verir. Bütün onlar
birden ittihad ederek neticeyi gösterir. Hangi vehmin haddi var, şu demir gibi,
belki elmas gibi on iki muhkem surları delip geçebilsin, ta hısn-ı hasinde olan
haşr-i imanîyi sarssın?
[1]
âyet-i kerîmesi ifade ediyor ki,
bütün insanların halk olunması ve haşredilmesi, kudret-i İlâhiyeye nisbeten
birtek insanın halkı ve haşri gibi âsândır.
Evet, öyledir. Nokta namında bir risalede, haşir bahsinde şu âyetin ifade ettiği hakikati tafsilen yazmışım. Burada yalnız bir kısım temsilâtıyla hülâsasına bir işaret edeceğiz. Eğer istersen o Nokta'ya müracaat et.[2]
Mesela, [3]
temsilde kusur yok, nasıl ki, nuraniyet sırrıyla, güneşin cilvesi kendi
ihtiyarıyla olsa, bir zerreye suhuletle verdiği cilveyi, aynı suhuletle hadsiz
şeffâfâta da verir.
Hem şeffâfiyet sırrıyla, bir zerre-i şeffâfenin
küçük gözbebeği, güneşin aksini almasında, denizin geniş yüzüne müsavidir.
Hem intizam
sırrıyla, bir çocuk parmağıyla gemi suretindeki oyuncağını çevirdiği gibi,
kocaman bir diritnotu da çevirir.
Hem imtisal sırrıyla,
bir kumandan birtek neferi bir arş emriyle tahrik ettiği gibi, bir koca orduyu
da aynı kelime ile tahrik eder.
Hem muvazene
sırrıyla, cevv-i fezada bir terazi-ki, öyle hakikî, hassas ve o derece büyük
farz edelim ki, iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder; ve iki güneşi
de istiab edip tartar-o iki kefesinde bulunan iki cevizi birini semâvâta,
birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa birini Arşa, diğerini ferşe
kaldırır, indirir.
Madem şu âdi, nâkıs, fâni
mümkinatta nuraniyet ve şeffâfiyet ve intizam ve imtisal ve muvazene sırlarıyla
en büyük şey en küçük şeye müsavi olur. Hadsiz, hesapsız şeyler birtek şeye
müsavi görünür. Elbette, Kadîr-i Mutlakın zâtî ve nihayetsiz ve gayet kemalde
olan kudretinin nuranî tecelliyâtı
[1] "Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir." Lokman Sûresi, 31:28.
[2] Nokta Risalesi, Mesnevî-i Nuriye'nin sonunda yer almaktadır. Ancak Üstad Hazretlerinin bu risale hakkında şöyle bir notu vardır: "Nokta'nın İkinci Kısmı haşir, melâike ve bekâ-i rûha ait olduğundan bu hakikatleri Yirmi Dokuzuncu Söz ve Onuncu Söz gâyet parlak bir surette izah ettiğinden onlara havale edilerek buraya dercedilmedi. Üçüncü kısım ise, on dört dersten ibaret Nurun İlk Kapısı nâmıyla ayrıca neşredildi."
[3] "En yüce sıfatlar Allah'ındır." Nahl Sûresi, 16:60.