|
Sözler / Birinci
Söz - s.4 |
Madem
herşey mânen "Bismillâh" der; Allah namına, Allah'ın nimetlerini
getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi "Bismillâh" demeliyiz. Allah
namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyleyse, Allah namına vermeyen gafil
insanlardan almamalıyız.
SUAL: Tablacı
hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah
ne fiyat istiyor?
ELCEVAP: Evet, o Mün'im-i Hakikî, bizden o
kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir,
biri şükür, biri fikirdir.
Başta
"Bismillâh" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillâh" şükürdür.
Ortada, bu kıymettar harika-i san'at olan nimetler Ehad, Samed'in mucize-i
kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
Bir
padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp
hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün'imleri medih ve muhabbet edip Mün'im-i Hakikîyi unutmak,
ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis!
Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına
başla, Allah namına işle, vesselâm.
ba
ON
DÖRDÜNCÜ LEM'ANIN
İKİNCİ MAKAMI
"Bismillahirrahmanirraîm"in altı sırrına dairdir.[1]
ba
İMANDA ne
kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu
anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler.
Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk
eder, giderler.
Hodbin adam
hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak
nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler,
zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün
gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir
matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek
için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî
görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri
görür. Vicdanı azap içinde kalır.
Diğeri
hüdâbin, hüdâperest ve hak-endiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir
memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor:
her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhaneler...
Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler
ile bir terhisât-ı umumiye şenliği
görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir
musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle
müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla
mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret
eline geçer, Allah'a şükreder.
Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini
anlar. Ona der:
"Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle-ta şu